|
Aldatma Ustası Örümcek

Bazı örümcekler çiçeklerle aynı renk tonunda olmanın ötesinde
aynı desene sahipitirler. Günboyu üzerinde durduğu dal çıkıntısına
olan benzerliği sayesinde kendini kamufle eder.
|
|
Sanıldığının aksine birçok örümcek cinsi ağ kurmadan avlanır. Avını
ağ örmeden yakalayan örümcek cinslerinden biri "misumenoides formosige"
adlı örümcektir. Bu örümcekler, çiçeklerin içinde kendilerini kamufle
ederek, çiçeğe konan arıları avlayarak beslenirler.
Misumenoides formosiges, sahip olduğu renk değiştirme özelliğini kullanarak
çiçeğin sarı veya beyaz renklerine uyum gösterir. Ayaklarını da çiçeğin
ortasına, mükemmel bir şekilde gizler ve avını beklemeye başlar. Ancak
örümceğin sahip olduğu renk ile üzerinde durduğu çiçek tıpatıp aynıdır.
Örümceği çiçekten ayırt edebilmek için son derece dikkatli bir şekilde
bakmak gerekmektedir.
Örümceğin pusuya yattığı çiçeğe konan arı bir süre sonra, çiçeğin içindeki
nektarı emmek üzere harekete geçer. Ancak tam bu sırada, örümcek arıyı
uzun bacaklarıyla yavaşça sarar, sonra ani bir hareketle arıyı kafasından
sokar ve zehirini doğrudan arının beyninin içine enjekte eder ve daha
sonra da avını yer. Örümcek çiçeğin üzerinde o kadar ustaca kamufle olmuştur
ki, bazen bir kelebek veya bir arı hiç farkında olmadan örümceğin üzerine
bile konabilir.
Acaba örümcek bu renklere sahip olmaya kendisi mi karar vermiştir? Çiçeğin
yapısını inceleyip aynı renkleri, tonları kendi üzerine kopya mı etmiştir?
Örümceğin böyle bir yeteneğinin olmadığı açıktır. Birkaç sinir düğümü
dışında, düşünmesini sağlayacak bir beyni bile yoktur. Dahası örümcek
renk körüdür; yani örümcek ne sarıyı ne de pembeyi algılayabilir. Algıladığını
varsaysak bile gördüğü renk ile kendi rengini tonları bile aynı olacak
hale getirmeyi kendi kendine başarması, bunun için vücudunda sistemler
üretmesi mümkün değildir. Örümceğe renk ayrımı ve üretimi yaptıran üstün
güç sahibi olan Allah'tır.
Çiçek ve örümceğin birbirlerine uygun olarak, aynı renkte Allah tarafından
yaratıldıkları çok açıktır. Sanki bir tuval üzerinde ortak boya ve fırçadan
çıkmış iki farklı figür gibi birbirleriyle aynı renkte ve aynı tonda olmaları
tesadüf gibi bir masal ile açıklanamayacak kadar kusursuz bir uyumdur.
Merdiven Ağ Kurarak Avlanmak
Örümcek ağları pek çok canlı için kesin bir ölümle sonuçlanan tuzaklardır.
Ancak bu ölümcül tuzağı aşabilen canlılar da vardır. Örneğin normal bir
örümcek ağı pervane böceğine karşı etkisiz kalır. Çünkü pervane böceğinin
vücudunu kaplayan tozlar ağın yapışkan kısmını etkisiz hale getirir. Böcek
de bu özelliği sayesinde ağdan kolaylıkla kurtulur.
Ancak pervane böcekleri de normal ağlardan farklı bir yapıya sahip olan
bazı ağlara karşı çaresizdirler. Tropik bölgelerde yaşayan "scoloderus"
adlı örümceğin ağı diğerlerinden farklı olarak sinek kağıdına benzeyen
bir yapıdadır. Bu sayede scoloderus pervane böceğini rahatlıkla yakalar.
Scoloderus türü örümcekler bir metre uzunluğunda, 15-20 cm. genişliğinde,
merdiven biçiminde ağlar kurarlar. Pervane böcekleri yakalandıkları bu
uzun ağlardan aşağı düşerler. Bu uzun süren düşüş sırasında yapışkan ağa
takılmalarını engelleyen pulların hemen hemen hepsini kaybederek sonunda
scoloderusun tuzağına yakalanırlar.
Görüldüğü gibi bu örümcek türü de diğerlerinden çok farklı bir avlanma
şekline sahiptir. Bu türün avlanmasında dikkat çeken de örümceğin yaptığı
ağın avlayacağı böceği yakalayabileceği özelliklerde olmasıdır. Diğerlerinden
farklı bir ağ yapısına sahip olan bu örümcek türü de Allah'ın yaratma
sanatının sınırsızlığını gösteren delillerden biridir.

Örümcek bir dala veya yaprağa bagladığı ipe tutunarak kendini
bosluğa bırakır. Ve pusuda beklemeye başlar.
Altından geçecek bir av için kurtuluş yoktur. Örümcek bir
anda atılır ve ağını avın üzerine dolayı verir.
|
|
Ağ Atan Örümcek: Dinopis
Canavar yüzlü örümcek veya bilimsel adıyla "dinopis"in çok
farklı ve şaşırtıcı bir avlanma yeteneği vardır. Bu örümcek sabit bir
ağ kurup avını beklemek yerine, küçük fakat son derece üstün özelliklere
sahip bir ağ örer ve bu ağı avının üzerine atar. Ardından avını bu ağ
ile iyice sarar. Yakalanan böceğin yapabileceği bir şey yoktur. Ağ o
kadar mükemmel bir tuzaktır ki böcek çırpındıkça ağa daha çok dolanır.
Daha sonra örümcek besinini muhafaza edebilmek için avının üzerini yeni
ipliklerle kapatarak onu bir anlamda "paketler".
Görüldüğü gibi örümceğin avını yakalaması bir plan dahilinde gerçekleşmektedir.
Bu avlanma şekline uygun ağı tasarlamak (büyüklük, şekil, dayanıklılık
vs.), ortaya çıkan tasarımı üretime geçirebilmek, daha sonra gerekli
olacak özellikleri tasarlamak örneğin ağın avı saracak özelliklere sahip
olmasını sağlamak gibi işlemler elbette ki zeka gerektiren işlemlerdir.
Bunun yanısıra örümceğin yaptığı ağın yapısal özellikleri incelendiğinde
de son derece kusursuz bir yapı ile karşılaşılacaktır.
Dinopis'in ağı tam anlamıyla bir tasarım harikasıdır. Yalnızca kullandığı
ipliğin kimyasal yapısı bile başlı başına bir mucizedir. Örümceğin yaptığı
ağı kullanma tekniği de oldukça ilginçtir. Örümcek avını beklerken,
ağın görünümü çubuklardan oluşmuş dar bir kafese benzer. Fakat bu zararsız
görüntü gerçekte bir aldatmacadır. Örümcek, avını yakalamak için harekete
geçtiğinde, ağı bacaklarıyla dışa doğru gerer ve bu şekilde kurtulması
imkansız bir ölüm kapanı ortaya çıkar.
Peki gerek mekanik tasarım, gerek kimyasal yapı olarak bu kadar mükemmel
olan bir ağı örümcek nasıl yapabilmiştir? Tasarım gerektiren işleri
-ne kadar basit olursa olsun- yapmak kolay değildir. Her biri için ayrı
bir plan ve tecrübeye ihtiyaç vardır. Bunu şöyle de örneklendirebiliriz.
Örümceklerin ördükleri ağlar tarif edilirken genellikle "dantel
gibi" tabiri kullanılır. Bu nedenle örümceklerin ağlarıyla adeta
dantel ördüklerini söylemek yanlış olmayacaktır.
Herhangi bir kişinin eline dantel örmek için kullanılan aletlerden birinin
(tığ, iğne vs.) ve dantel ipinin verildiğini düşünelim. Hiçbir tecrübeye
sahip olmayan bu insandan, tek bir seferde dantelden eserler ortaya çıkarması
beklenebilir mi? Ya da bir dantel örtünün tesadüfen atılmış düğümler sonucunda
ortaya çıktığı düşünülebilir mi? Elbette hayır.
Bu, gerçeğe ulaşmak için kullanılan son derece basit bir mantık örgüsüdür
ve açık gerçeği yansıtmaktadır. Bir tasarım kendi kendine ortaya çıkamaz
çünkü bir tasarımın ortaya çıkması için akıl, yetenek ve bilgi aktarımı
gereklidir. Eğer bir canlı, akıl gerektiren tasarımlar yapıyor üstelik
de bu tasarımı eksiksizce üretime geçiriyorsa bu canlı "akıllı"
demektir. Ancak bir böceğin akıl sahibi olduğu, düşünebildiği, tasarımlar
yaptığı gibi bir düşüncenin kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla bu böceğe
sahip olduğu aklı veren, yani onu yöneten, yaptıklarını ona öğreten yani
yaptıran bir güç vardır. Yani böceğin bir Yaratıcısı vardır.
Görüldüğü gibi bu canlıların Allah tarafından yaratılmış oldukları açık
bir gerçektir. Ancak evrimciler bu açık gerçeği görmezlikten gelip, ihtimaller
üzerinde hareket ederler. Teorilerine olan körü körüne bağlılıkları onları
anlamaz, görmez, duymaz hale getirmiştir. Apaçık olan bir gerçeği bile
göremeyecek, gördükleri ve anladıkları halde kabul edemeyecek hale gelmişlerdir.
Evrimcilerin iddia ettiğine göre, Dinopis yukarıda özelliklerini anlattığımız
ağı tesadüfen örmüş, yine tesadüfen bunu kullanmayı keşfetmiştir. Böyle
bir şeyin imkansız olduğunu her akıl sahibi insan kolaylıkla fark edecektir.
Ancak biz bütün imkansızlığına rağmen bunun mümkün olduğunu ve tesadüfen
ortaya çıkan ilk Dinopis'in bir şekilde ağını örmeyi başardığını düşünelim.
(Dinopis'in nasıl ortaya çıktığı, ağı örmesini sağlayan kimyasalların
vücudunda nasıl oluştuğu gibi soruları göz ardı ederek bu varsayımla harekete
ediyoruz.) O zaman şu soruların cevaplanması gerekir; tesadüfen örülen
ilk ağdan sonra ikinci, üçüncü ağlar nasıl örüldü? Örümcek tesadüfen ördüğü
ağı her seferinde baştan nasıl yaptı? Doğan her yeni örümcek dantel gibi
bir ağ örmeyi, üstelik de diğerlerinden farklı niteliklere sahip bir ağı
örmeyi, bunu avının üzerine atması gerektiğini nereden biliyordu?
Bu soruların tek bir cevabı vardır. Öğrenme, ezberleme gibi yeteneklerden,
hatta bunu yapacak gelişmişlikte bir beyinden yoksun olan örümceğe bu
özellik, tüm canlıları yaratan sonsuz kudret sahibi Allah tarafından verilmiştir.
Aldatmaca Uzmanı Portia Örümcekleri
Portia Fimriata örümceği diğer pek çok örümceğin aksine hem ağ kurarak,
hem de kendi ağından uzağa giderek avlanır. Portia'nın başka bir özelliği
de böcekler yerine kendi türdeşlerini yiyecek olarak tercih etmesidir.
Bu nedenle Portia'nın ağ sahası genellikle diğer örümceklerin ağlarıdır.
Bunu yaparken son derece ilginç bir taktik izler.
Genelde rüzgar eserken ya da bir böcek ağdan kurtulmaya çalışırken Portia
ağın üzerine yerleşir. Çünkü bu sırada oluşan titreşimler sayesinde kendini
farkettirmeden ağa gizlice yerleşebilir. Görünüşte rüzgarda ağa takılmış
bir bitki parçasını andırır. Avı gördüğünde telaş içinde atlayan diğer
örümceklerin aksine Portia son derece yavaş bir yürüyüşe sahiptir. Ağa
yerleştikten sonra tuzağa düşen bir böcek gibi bacaklarını yavaşça sallayıp
ağa takılmış böcek taklidi yapar. Bu titreşime aldanan ağ sahibi yaklaşırken,
Portia ağın üstünde pusuda beklemektedir.
Portia örümcekleri kendi türdeşlerinin de taklidini yaparak onları kandırırlar.
Örneğin kıvrık bir yaprağın içinde yaşayan Portia, Euryattus örümceğinin
çiftleşme hareketini taklit ederler. Kıvrık bir yaprağın üstüne yerleşen
Portia, Euryattus'un erkeği gibi davranmaya başlar. Bu kandırmayaca aldanan
dişi örümcek yuvasının dışına çıkar.
Portia değişik örümceklerin sinyallerini nasıl taklit edebilmektedir
ve neden böyle farklı bir avlanma şekli seçmiştir? Bir örümceğin "taklit
yeteneğine" sahip olduğunu ve bunun için de böyle ilginç bir avlanma
şekli seçtiğini öne sürmek akılcı olmayacaktır. Örümcek Allah tarafından
bu şekilde yaratıldığı için taklit yaparak avlanmaktadır. Allah bu örneklerle
bize benzeri olmayan yaratma sanatını tanıtmaktadır.

Zarif ağlarında pusuya yatıp bekleyen, çalıların arasına
gizlenen ya da ağaçlardan kurbanlarının üstüne çullanıveren
örümcekler gerçek birer ölüm makinesi olarak yaratılmışlardır.
Avlanmak için su üstünde dahi yürüyebilirler.
|
|
Örümceklerin Balık Avlama Teknikleri
Bazı örümcekler en akla gelmedik ortamlarda bile avlanabilirler. Örneğin
"Dolmedes" adıyla bilinen su örümceği için av sahası su yüzeyidir.
Bu örümceğe daha çok bataklıklarda ya da su hendeklerinin sığ yerlerinde
rastlanır.
Gözleri pek keskin olmayan su örümceği, zamanının büyük bir bölümünü
su kenarında ipek iplikler üretip çevreye yaymakla geçirir. Bu iplikler
iki işe birden yarar; hem diğer örümceklere karşı kendi avlanma sınırlarını
belirten bir tür uyarı, hem de beklenmedik bir tehlike karşısında örümceğin
hemen kullanabileceği bir kaçış yoludur.
Avlanırken örümceğin en çok uyguladığı yöntem, dört bacağını suya sokup,
diğer dört bacağıyla da kuru toprağa tutunmaktır. Bunu yaparken batmadan
suyun üzerinde kalmak için çok bilinçli bir yöntem uygular. Örümcek, suya
sokacağı bacaklarını dişlerinin arasından geçirerek su geçirmez bir sıvıyla
kaplar. Daha sonra örümcek avlanmak için su kenarına yaklaşır. Bütün vücudunu
dikkatle aşağı doğru iterek suyun yüzüne kendini bırakır. Su yüzeyini
dalgalandırmadan dişlerini ve dokungaçlarını suya batırır. Gözleri ile
çevreyi, bacakları ile sudaki titreşimleri izleyerek bir canlının yaklaşmasını
bekler. Örümceğin doyabilmesi için avının en az resimde görülen Golyan
balığının boyutunda olması gerekir. Örümcek Golyan balığını avlarken,
balık, dişlerinin 1,5 cm. yakınına gelene kadar suda hiç hareket etmeden
bekler. Daha sonra birden vücudu ile suya girer ve balığı bacakları ile
yakalayarak zehirli dişlerine doğru çeker. Bundan sonra, kendisinden çok
ağır olan balığın kendisini suyun içine sürüklememesi için hemen arka
üstü döner. Zehir kısa sürede etkisini gösterir. Bu zehir avı öldürmekle
kalmayıp, aynı zamanda da kurbanın vücut dokularını eriterek kolayca hazmedilebilir
bir çorba haline dönüştürür. Avı öldüğünde, örümcek onu kıyıya çeker ve
beslenir.

Bacakları ile sudaki hareketleri algılıyan "sal örümceği",
su üzerinde ava hazır şekilde, golyan balığı gelene kadar
hiç kıpırdamadan bekler.
|
Balığı yakalar ve zehirleyerek öldürdükten sonra
|
|
iki resimde de görüldüğü üzere avını kıyıya taşır
|
|
Burada akla hemen bazı sorular gelmektedir. "Batmayı engelleyen
bu salgıya örümcek nasıl sahip olmuştur?" "Suda batma tehlikesine
karşı ağzındaki sıvıyla ayaklarını yağlaması gerektiğini nereden bilmektedir?"
"Suda batmamasını sağlayacak sıvının formülünü örümcek nasıl bulmuştur
ve bunu nasıl üretmiştir?" Avlanmasının her aşamasında bir akıl alameti
olan bu örümcek kuşkusuz tüm bunları kendi iradesiyle gerçekleşmemiştir.
Diğer tüm canlılar gibi bu örümcek türü de Allah'ın kendisine ilhamı sayesinde
bu kadar akılcı hareket etmekte, böyle bir plan yapabilmekte ve bunu uygulayabilmektedir.
Allah her canlının rızkını veren olduğunu bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a
ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri
de bilir. (Bunların) tümü apaçık bir kitap (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)
Çan Örümceklerinin Dalma Tekniği
Asya ve Avrupa'nın ılık bölgelerinde yaşayan su örümcekleri, hayatlarının
büyük bir kısmını su altında geçirirler. Çünkü bu örümcekler yuvalarını
suyun içine yaparlar.
Yuvanın inşası için örümcek ilk olarak su bitkilerinin saplarının veya
yapraklarının arasına ağlarla bir platform yapar. Bu platformu, ipek iplikçiklerle
etraftaki bitki saplarına tutturur. Bu iplikçikler, örümceğe hem evinin
yolunu gösteren bir işaret, hem platformu sabitleyen bir bağ, hem de avın
yaklaştığını bildiren bir radar görevi görür.
Platform oluşturulduktan sonra örümcek, platformun altına ayaklarını
ve gövdesini kullanarak hava kabarcıkları taşır. Böylece ağ yukarıya doğru
şişer ve hava ilave edildikçe bir çan biçimini alır. İşte bu çan, örümceğin
içinde barınacağı yuvasıdır.
Örümcek gündüzleri yuvasının içinde bekler. Yakınından herhangi küçük
bir hayvan, özellikle bir böcek ya da larva geçtiğinde, dışarı fırlayarak
onu yakalar ve yemek için yuvasına götürür. Suyun yüzeyine düşen bir böcek,
titreşimlere neden olur. Bu titreşimleri alan örümcek yukarı çıkar ve
böceği kaptıktan sonra suyun altına taşır. Örümcek su yüzeyini adeta bir
ağ gibi kullanmaktadır. Suya düşen böcek, ağa takılan diğer kurbanlardan
farksızdır.
Kış yaklaştığında ise örümcek donmamak için kendisini koruyacak önlemler
almak zorundadır. Bu nedenle kışın yaklaşmasıyla birlikte su örümceği,
gölcükte daha aşağılara iner. Bu sefer de bir kış çanı örerek içini havayla
doldurur. Bazı örümceklerse dipte duran boş bir su salyangozu kabuğuna
yerleşir. Çanın içinde hiç kıpırdamaz ve kış boyunca hemen hemen hiç enerji
harcamazlar. Bunun nedeni fazla enerji kaybetmemek ve oksijen ihtiyacını
ortadan kaldırmaktır. Bu önlem sayesinde yuvaya taşınan hava kabarcığı
örümceğe kışı geçireceği 4-5 ay boyunca yeter.
Görüldüğü gibi su örümceğinin oluşturduğu kabarcık ve avlanma şekli
bir örümceğin suda yaşayabilmesi için en ideal şekilde tasarlanmıştır.
Tesadüflerle bir canlının suda yaşayacak bir yöntem bulması imkansızdır.
Bu canlı eğer suda yaşayacak özelliklere sahip değilse suya ilk girdiği
anda ölecektir, tesadüf ya da başka bir şey bekleyecek kadar zamanı olmayacaktır.
Dolayısıyla kara canlısı olmasına ve bu özellikleri taşımasına rağmen
rahatlıkla suda yaşayabilen bir canlı, bunu o şekilde ortaya çıkmış olmasına
borçludur. Bu da bize su örümceğinin tüm özellikleri ve yetenekleriyle
birlikte Allah tarafından kusursuz bir şekilde yaratılmış olduğunu göstermektedir.
Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin
de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun alnından yakalayıp denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir
(dosdoğru yolda olanı korumaktadır.) (Hud Suresi, 56)
Tekerlek Gibi Örümcekler
Güneybatı Afrika'da Namibia çölünde yaşayan bazı örümcek türleri, tehlikeyle
karşılaştıkları anda bacaklarını gövdelerine doğru çekerek vücutlarını
adeta bir tekerlek haline getirirler. Tekerlek şeklini almış olan gövdeleriyle
seri taklalar atarak süratle yuvarlanan örümcekler böylelikle tehlikeden
süratle uzaklaşırlar.
 
Yuvasını özellikle kum tepelerinin üst tarafina kuran bu
örümcek, yağmacı yaban arısı yuvasını kazmaya başladığında
(sol üst resim) dışarı fırlar, hız almak için birkaç adım
atar ve beş eklemli bacaklarını kıvırıp(sağ üst resim) yokuş
aşaği yuvarlanan bir tekerlek gibi yol alır.
|
|
Boyları 2.5-3 cm kadar olan bu örümcekler, saniyede 2 metre gibi oldukça
büyük bir hıza erişebilirler. Bu hızın tam olarak anlaşılması için şöyle
bir örnek verebiliriz. Örümceklerin tekerlek şekline getirdikleri gövdelerinin
devir sayısı, saatte 40 kilometre hızla giden bir arabanın tekerleklerinin
dönüş sayısı kadardır.
Bazı örümcek türleri -özellikle altın tekerlekli örümcek olarak adlandırılan
örümcekler- bu yöntemi düşmanlarından kaçmak için kullanır. Çoğu zaman
düşman, yağmacı dişi yaban arılarıdır. Yuvasını özellikle kum tepelerinin
üst tarafına kuran örümcek, yaban arısı yuvasını kazmaya başlayınca dışarı
fırlar. Önce hız kazanmak amacıyla birkaç adım atar, sonra beş eklemli
bacaklarını kıvırarak yokuş aşağı yuvarlanan bir tekerlek gibi hızla yol
alarak kaçar. Örümcek yuvasını kum tepesinin aşağısına kuracak olsa kaçış
için gerekli hıza ulaşamayacak ve yakalanacaktır. Bu nedenle örümcek yuva
yapımı için hep tepelerin üst kısmını tercih etmektedir. Örümceğin daha
düşmanıyla hiç karşılaşmadan yuvasını tepeye kurmak gibi bir önlem alması
son derece bilinçli bir davranıştır. Kuşkusuz ona bunu ilham eden Allah'tır.
Allah benzersiz yaratan, her türlü yaratmayı bilendir.
Püskürtücü Örümcek
"Scytodes" adı verilen örümcek cinsi, kurbanlarını, üzerlerine
zehir ve yapışkan karışımı bir sıvı püskürterek öldürür. Bu sıvılar, örümceğin
gözlerinin arkasında bulunan iki bez içerisinde ayrı ayrı üretilir ve
birlikte püskürtülürler. Scytodes yakaladığı avını bacak kaslarıyla sıkı
sıkı sarar. Bu sırada yapışkanlı zehiri dişlerinin arasından avının üzerine,
havada zigzaglar oluşturacak şekilde püskürtür. Bu sayede kurbanını bir
dal veya yaprağa yapıştırarak sabitledikten sonra avını astığı yerde yer.
Pasilobus'un Tuzağı
Yeni Gine'ye özgü bir tür olan "Pasilobus", çok usta bir tuzak
hazırlayıcısıdır. Kurduğu ağ çok yapışkan ipliklerden oluşmuştur. Ağ bir
bütün olarak iki ucundan sabit noktalara tutturulmuştur. Uçlardan birindeki
düğüm çok sıkıdır ama öbür uçtaki düğüm oldukça gevşek bırakılmıştır.
Bu bir hata değildir, örümceğin dalgınlığından da kaynaklanmamaktadır.
Bunun bir avlanma taktiği olduğu ağa doğru bir canlı yaklaştığında anlaşılmaktadır.
Örneğin ağa bir pervane çarptığında gevşek ilmek serbestçe çözülür. Bu
durumda sağlam düğüm kopmadığı için böcek bir bohça gibi havada asılı
kalır. Daha sonra örümcek kurbanının yanına gider ve hemen yapışkan bir
madde ile baştan sona sıvar. Bu taktik sayesinde örümcek avını kıskıvrak
yakalamış olur.
|