|
HAYVANLAR ALEMİ BÜTÜN HAYVANLAR
BALIKLAR
Tüm balıklar insanların sahip olmadığı bir duyuya sahiptirler. Bedenlerinin
yanı boyunca, diğer yerlerinden farklı bir yapıya sahip ince bir çizgi
uzanır. Bu çizgi pek çok sayıda delik ya da gözenekten oluşmuştur.
Balık bunlarla suda meydana gelen basınç değişmelerini saptar. Yüzerken
önünde ilerleyen bir basınç dalgası oluşturur. Bu dalga, bir cisme
çarparsa, balık basınçtaki değişmeyi hemen algılar. Bu duyu yeteneği
özellikle sürüler halinde yüzen balıklar için çok önemli bir güvenlik
unsurudur.
David Attenborough, Yaşadığımız Dünya, s.85 |
 |
|
KARTAL
Bir kartal uçmak için kendisine gereken gücün çoğunu kanatlarını çırpışı
sırasında, kanadının aşağıya doğru olan hareketinden alır. Bu yüzden,
kartalın kanatlarını aşağıya doğru iten kasların sayısı, kanatları
yukarı doğru iten kasların sayısından daha fazladır. Bir kartal için
uçuş kasları çok önemlidir. Bu kaslar genelde kuşun vücut ağırlığının
yarısı kadar bir ağırlığa sahiptir. Ayrıca kartallar kanatlarının
pozisyonunu değiştirerek daha, hızlı veya daha yavaş uçabilirler.
Hızlı uçmak istediklerinde, kanatlarının ön kenarlarını rüzgarın içine
doğru çevirir ve böylece "havayı keserler". Kendilerini yavaşlatmak
istediklerinde ise, bu sefer de kanatlarının geniş kısmını rüzgara
doğru çevirirler.
ZooBooks, April 1993, Vol.10, N.7 |
|
|
KARINCA
Karıncaların ve bazı böceklerin antibiyotik bir madde salgılayan bezleri
vardır. Böcekler düzenli olarak vücutları üzerine bu maddeleri sürerek
yuvalarında bakteri ve mantar oluşumunu engellerler. Kuşlar ise karıncalar
gibi kimyasal maddeler salgılayamazlar; bu nedenle karıncaları birer
temizlik malzemesi olarak kullanırlar. Karıncaların formik asitleri
parazitlere karşı oldukça etkilidir. Bu nedenle kuşlar, sıklıkla karınca
tepelerinin üzerine uzanır ve karıncaların tüylerine gelmesini beklerler.
International Wild Life, March-April 1998, s.14 |
|
|
KUŞLAR
Son zamanlarda yapılan araştırmalar, karada, suda ve havada yaşayan
birçok hayvanın inanılmaz derecede hassas duyulara sahip olduğunu
göstermiştir. Örneğin göç eden bir güvercin morötesi ışınları görebilir
ve binlerce kilometre uzaktan, rüzgarın çıkardığı çok alçak frekansa
sahip sesleri bile duyabilir.
Bilim ve Teknik Dergisi, Mayıs 1995, Sayı. 330, s.69 |
|
|
SİNEK KUŞU
Birçok sinek kuşu ilkbaharda yuva yapabileceği bir yere, sonbaharda
da sıcak yerlere göç ederler. Kırmızımsı kahverengi bir renge sahip
olan sinekkuşu Alaska'da yazını geçirir ve sonra da Meksika'da kışını
geçirmek için 4320 km. kadar uzağa, güneye doğru uçar. Sinek kuşunun
dili, tüylü uçlarıyla uzun ve çatallıdır. Tüylü uçlar, sinekkuşunun,
çiçeklerin içerisinde bulduğu tatlı nektarı yalayarak içebileceği
kadar büyüktür. Aynı zamanda sinekkuşu gagasıyla böcekleri de yakalayabilir.
Uzun, ince gagası tüp şeklindeki çiçeklerin derinliklerine girebilmesi
açısından ideal bir yapıdadır. Bazı sinekkuşları daha kısa gagalara
sahiptirler. Bazılarının ise kavisli gagaları vardır. Bundan başka
sinekkuşu, her gün en az kendi vücudunun ağırlığı kadar nektar yemektedir.
Ayrıca bir sinekkuşu bir günde ihtiyacı olan nektarı alabilmek için
2000'den daha fazla çiçeği ziyaret edebilmektedir.
Ranger Rick, August 1998, s.10 |
|
|
KÖSTEBEK
Yerin altında, hiçbir şey yıldız burunlu köstebek gibi hızlı hareket
edemez. Yumuşak toprakta, bu tüylü küçük hayvan yaklaşık 45 metre
uzunlukta bir tüneli bir saat içinde kazar. Burnunun üzerindeki yıldız
şeklindeki duyargalarıyla yeri kontrol eder ve böylece toprağın en
kolay nereden kazılacağını bulur. Keskin pençeleri, 10 küçük kürek
gibi müthiş bir hızla ilerler. Köstebeğin kullandığı enerji çok fazladır.
Bu şekilde devam edebilmek için her 24 saat içinde kendi bedeninin
ağırlığı kadar yiyecek yemesi gerekmektedir.
ZooBooks, January 1998, Vol.15, N.4, s.3 |
|
|
İSPİNOZ
Gouldian ispinozları renklere karşı hassastırlar. Yavruların ağızlarının
her iki köşesinde de büyük yumrular vardır. Bu yumrular yanardöner
yeşil ve mavi renklerdedir. Bu renkler yuvadaki yavrulardan hangisinin
besine ihtiyacı olduğunu gösterir. İspinozlardan başka genç Linnetler'in
de (güzel öten ve ketenkuşuna benzeyen küçük bir kuş) ağızları, boğazlarının
hemen yanından geçen kan damarları nedeniyle kırmızıdır. Fakat yavrulara
besin verildiği zaman bu kanın büyük kısmı, sindirilen besinleri toplamak
için midelerine gider. Hala aç olan yavruların ağızları en fazla kırmızı
olanlardır ve deneysel olarak annelerin hangi yavruya besin vermeleri
gerektiğini bu renklerin farklılığından ayırt ettikleri bulunmuştur.
David Attenborough, The Life of Birds, s.263 |
|
|
SİVRİSİNEK
Dipterler (sinek, sivrisinek gibi çifte kanatlı böcekler) gerçek birer
hava akrobatıdırlar. Olağanüstü hızlı çarpan iki küçük kanatlarıyla
(küçük sineklerde saniyede 1000 çırpma) her türlü hareketi yapabilirler.
Örneğin havada hareketsiz bir şekilde dengede durabilirler ya da bir
daire çizecek şekilde hava hareketi yapabilirler, havada taklalar
atarlar ya da bir şeyi havada yakalayabilirler. Bu böceklerdeki en
ufak bir dış etkiye ve hız artışına karşı çok hassas olan orijinal
dış kanatlar, böceğe, uçuşunun tüm aşamalarında kesintisiz olarak
ayarlamalar yapma imkanı sağlamaktadır.
Science et Vie, No.931, s.1 |
|
|
BÖCEKLER : Gargaphia, Testere Sinekleri, Kaplumbağa Böcekleri, Mantar Böcekleri
Böceklerde bakıcılık yapanlar, genelde sadece yumurtaları korurlar;
fakat bazı türlerde ebeveynlerden biri veya ikisi yavrular yumurtadan
çıktıktan sonra da bakıcılık yapmaya devam ederler. Böyle bir durumda,
ebeveyn ve yavruların birbirleriyle bağlantılı hareket etmeleri gerekmektedir.
Gargaphia şeritli böcekleri, testere sinekleri, kaplumbağa böcekleri
ve mantar böcekleri, larvalarını yiyecek temin etmek için uğraşırken
de koruyabilirler. Bir anne yavrularını sadece tek grup halindeyken
koruyabilir, bu yüzden anne, zaman zaman yanından ayrılan ve düzensiz
duran yavrularının yollarını kapatarak onları bir sürü haline getirir.
Scientific American, January 1999, s.53 |
|
BOYNUZ : Kuzey Amerika Geyiği, Antilobu, Bufalo, Misk Sığırı, Dağ Keçisi, Öküz Başlı Antilop, Gergedan
Kuzey Amerika geyiği ve antilobu genellikle ürkek ve heyecanlı canlılardır.
Fakat yavrularını tehdit eden tilki ve kurtlara karşı sivri, kesici
toynaklarını kullanmakta hiç tereddüt etmezler. Bufalo ve misk sığırı
gibi hayvanların da eğri ama son derece sağlam boynuzları vardır.
Sürüleri kurt saldırısına uğradığında, hemen buzağılarının etrafını
sararlar, başlarını eğerler ve boynuzlarıyla düşmana darbe indirirler.
Dağ keçileri ise uzun, ince boynuzlarını hançer olarak kullanırlar.
Yavrusu düşman tarafından tehdit edilen bir anne geyik de düşmana
karşı cesurca savaşır. Örneğin bir ayıyı, boynuzlarını saplayarak
öldürebilir. Afrika'da bir öküz başlı dişi antilopsa buzağısını kovalayan
sırtlanları, çakalları veya vahşi köpekleri boynuzuyla yaralar. Bir
gergedanın burnundaki sivri boynuzu, yavrusunu tehdit eden herhangi
bir yırtıcı hayvana karşı kullanılacak kadar büyük ve tehlikelidir.
Gardner Soul, Strange Things Animals Do, s.57
|
 |
|
BOĞA KURBAĞASI
Bazı kurbağalar sudan fırlayarak uçan kuşları bile yakalayabilirler.
Büyük boğa kurbağasının boyu 20 cm. uzunluğa erişebilir ve çok hızlı
atlayabilir. Kurbağa suyun içinde sadece gözleri dışarıda kalacak
şekilde oturur. Suyun üzerinden küçük bir kuş geçtiğinde büyük bir
atlayış yaparak onu yakalar.
ZooBooks, Animal Wonders, Ocak 1998, Vol.15, N.4 |
|
|
HAYVANLARDAKİ GÖZ TASARIMI
Bazı hayvanların başlarının üzerinde koyu renk çizgiler bulunur. Bu,
gözlerinin onları ele vermemesi için onlara verilmiş bir özelliktir.
Özellikle ışık vurduğunda gözler parlar ve düşmanların dikkatini çeker.
Bu kamuflaj yöntemi bir çok balık tarafından da kullanılır. Balıkların
göz kapakları yoktur, gözlerini gizleyebilmelerinin tek yolu budur.
Bazı kuşlarda ve balıklarda ise başlarının üzerinde çok fazla renkte
benek vardır, böylece hangisinin göz olduğunu seçmek güçleşir. Memeliler,
kuşlar ve kurbağalarsa, gözlerinin üzerinde kapayacakları göz kapaklarına
sahip olmanın avantajını yaşarlar. Bukalemunların gözleriyse, kafalarına
uyum sağlayacak şekilde neredeyse tamamen pullarla örtülüdür.
Jill Bailey, Mimicry and Camouflage, s.25

|
|
KUŞLAR
Deniz kenarlarında ve sulak bölgelerde yaşayan kuşlar, batmaz özellikte
ve su üstünde durabilen yuvalar yaparlar. Bu, ani kabarmalara karşı
alınmış çok önemli bir önlemdir. Sazlık bölge kuşlarıysa, sazları
sallayan rüzgarın yumurtaları düşürmemesi için derin kesimli yuvalar
inşa ederler. Çorak bölgede yaşayan bir tür kuş (Alaemon alaudipes)
yuvasını, hava sıcaklığının toprak seviyesine göre 10 derece daha
az olduğu çalılara kurar. Çünkü yer seviyesindeki 45 derecelik bir
sıcaklık yavrular için öldürücü olacaktır.
Giovanni G. Bellani, "Quand L'oiseau Fait Son Nid", s.16-17 |
|
ROMELEA GUTTATA
Böcekler otları kemirirken veya ısırırken bir takım proteinler serbest
kalır. Bu da bitkilerin daha hızlı gelişmesine sebep olur. Örneğin
Romelea guttata isimli bir çekirge türünün 1000 tanesi üzerinde yapılan
araştırmalarda bu çekirgelerin kursağında ve orta barsağında 6 tane
protein olduğu tespit edilmiştir. Bilim adamları bu proteinleri Sorghum
bitkisinin filizlerine aktararak bir deney yapmışlardır. Filizlerin
boyları çok kısa bir süre içerisinde (24 saat içerisinde % 49 gibi
bir oranda) uzama göstermiştir. Yapılan deneylerde, çekirgenin tükürüğünde
ve sindirim suyunda çok güçlü proteinlerin olduğu ve bitkilerin böcekler
tarafından kemirilmesi sırasında bu proteinlerin belli dozlarda bitkiye
geçtiği sonucu elde edilmiştir.
GEO, October 1995, s.194 |
|
|
KUŞLAR
Kuşlar yavrularını çok değişik türlerde besinlerle beslerler. Birçok
serçegil, (arıkuşu gibi), yavrularına böcek getirirken; yalıçapkınları
ve ırmak kırlangıçları küçük balıklar getirirler. Değişik serçegiller
boğazlarının altında bulunan bir tür cebe sahiptirler. Bazıları büyük
miktarlarda topladıkları tohumları burada taşıyarak yavrularına götürürler.
Bazıları ise uçuş sırasında yakaladıkları böcekleri burada biriktirir
ve daha sonra yavrularına yedirirler.
Giovanni G. Bellani, "Quand L'oiseau Fait Son Nid", s.22 |
|
|
MACAW
Bitkiler için zehirli tohumlarının olması etkili bir korunma yöntemidir
ama bazı kuşlar bu savunma metodunu nasıl geçeceklerini çok iyi bilirler.
Macaw'lar (tropikal Amerika'ya özgü bir çeşit papağan türü) zehirli
tohumları alma konusunda uzmandırlar. Dev bir kancayı andıran gagaları
ile çok sert kabukları bile kırabilen bu kuşlar, zehirli tohumları
yedikten sonra hemen kayalıklara doğru uçarlar ve orada bulunan killi
kaya parçalarını kemirip yutarlar. Bu killi kaya parçaları tohumların
içindeki toksini emer ve böylece kuşlar yiyeceklerinin besin maddesi
taşıyan kısımlarını mide ağrıları çekmeden sindirebilirler.
David Attenborough, The Life of Birds, s.78 |
|
|
TUNA BALIĞI
Tuna balıklarının saatteki hızları ortalama 8 kilometredir. Fakat
bazı durumlarda birkaç saatte 72 kilometre hıza kadar çıkabilirler.
Tuna balıkları sürekli yüzerler, hiç dinlenmezler. Başka hiçbir kemikli
balık açık denizde bu kadar geniş çapta yer değiştirmez. Bunun nedeni
köpekbalıklarında da olduğu gibi Tuna balıklarında da onları su üstünde
tutan gaz kesesinin bulunmamasıdır. Bu nedenle batmamak için sürekli
yüzmek zorundadırlar. Yapılan araştırmalar bu balığın ortalama 50
günde Florida'dan Norveç sahillerine kadar, yani 8.000 kilometrenin
üzerinde bir mesafe katettiğini göstermiştir. Su havadan 800 kez daha
yoğundur. Bu yüzden suda hareket de son derece zordur. Hiç durmadan
yüzen Tuna balıkları da bu sebeple çok fazla besine ihtiyaç duyarlar.
Günlük olarak vücut ağırlıklarının onda biri kadar besin tüketirler.
The Ocean World Of Jacques Cousteau, Quest for Food, s.40 |
 |
|
DEVE
Hecin develeri çöllerde hiç susuzluk çekmeden çok uzun süre kalabilirler.
Bunun nedeni bilinenin aksine devenin hörgücünde su depolaması değil,
hörgücünde biriktirdiği yağlardır. Bu yağlar kuraklık zamanında parçalanırlar
ve bu sayede hidrojen açığa çıkar. Hidrojen, hayvanın soluma sonucu
aldığı oksijenle birleşir ve bu sayede devenin yaşayabilmesi için
gerekli su vücut içinde oluşur.
Bilim ve Teknik Dergisi, Sayı:213, Ağustos 1985, s.35 |
|
|
SU BİTİ
Su bitlerinin gözlerinin özel yapısı avlanırken işlerini oldukça kolaylaştırır.
Gözlerinin üst yarısı havayı görürken, alt yarısı suyun içini görür.
Bilim ve Teknik Dergisi, Mayıs 1987, Sayı.234, s.16 |
|