|
HAYVANLAR ALEMİ BÜTÜN HAYVANLAR
KERKENEZ
Doğanların yakın akrabası olan kerkenezlerin çok farklı "avlanma taktikleri"
vardır. Avını ararken, adeta havada asılı olarak kalır. Kuyruğunu
yayarak açar ve böylece kuyruğunun havayı tutma özelliğini daha da
arttırır. Ayrıca kanatlarının ucundaki tüyleri de kaldırarak hava
akımlarından dolayı oluşabilecek dengesini kaybetme riskini azaltır.
Kanatlarının ucundaki tüyleri birbirinden ayırır; böylece kanadın
üst yüzeyinde oluşabilecek hava boşluklarını dağıtmak için, yukarı
doğru çıkan küçük ve hızlı hava akımları oluşur. Kerkenez havanın
ileri doğru iten bu hareketini kullanarak, rüzgarın hızıyla yol alır
ve avını gözlerken iniş yapacağı bölgenin tam üstünde havada asılı
durur.
David Attenborough, The Life of Birds, s.56 |
|
|
KIZ BÖCEĞİ
Kız böceği saatte 30 km.'ye varan bir hızla uçar. Bu denli hızlı uçan
kızböceği, havada bir yere çarpmamak için iyi çalışan duyu organlarına
sahip olmalıdır. Kız böceği, başının iki yanında yer alan "mozaik
yapılı" ve iyi görüş sağlayan gözleriyle çok güvenli bir şekilde uçar.
Hayatları çevrelerini görmelerine bağlı olduğundan kız böcekleri geceleri
avlanmazlar. Alt ayağını önünde minik bir sepet gibi tutup bununla
kendinden küçük böcekleri yakalayan kız böceği bir gündüz avcısıdır.
David Attenborough, Life on Earth, s.52 |
 |
|
SAKALLI AKBABA
Sakallı akbaba hayvanların etinden çok kemiklerini tercih eder. Bu
kemiklerde ilik bulunur ve bu besin bakımından oldukça zengindir.
Akbabanın bu kemiği kırıp içindeki iliği alabilmek için gerekli kırma
aleti yoktur. Fakat bu problemi başka türlü halleder. Bir kemiği alır
ve çıplak bir kayanın tepesine havalanır. Sonra kemiği aşağı bırakır.
Bu işlemi kemik ikiye ayrılıncaya kadar en az 50 kere tekrarlar. Kuş,
sonra bu kemik parçasını alır ve yutar. Hayvanın midesindeki sindirim
asitleri öylesine güçlüdür ki kemiğin bir ucu daha akbabanın ağzındayken,
midesine giden kısım sindirilmiştir bile.
David Attenborough, The Life of Birds, s.116-117 |
|
|
PAPAĞAN
Papağanlar ve balıkçıl kuşları kanatlarını temizlemek için bir çeşit
"toz" üretirler. Bu toz tüylerinin yıpranmış uçlarından gelir. Bazı
türlerde, güvercinler ve papağanlarda olduğu gibi kuşun tüyleri arasına
dağılmıştır. Diğerlerinde özellikle balıkçıl kuşlarında bu tozlar
küçük öbekler halinde toplanmıştır. Tozun ne işe yaradığı henüz tam
olarak anlaşılamamıştır, fakat kanatların su geçirmezliğine yardımcı
olduğu tahmin edilmektedir. Beyaz balıkçıllar, pelikanlar ve diğer
su kuşları kendilerini kuyruklarının alt kısmındaki derilerinde yer
alan bir bezden salgılanan yağ ile yağlarlar. Yıkama, topraklama ve
tozlamayla tüyler tekrar uçuşa uygun pozisyon için hazırlanır.
David Attenborough, The Life of Birds, s.53 |
|
|
ÖRDEK
Ördek ve kazların, küçük su birikintilerine ani inişler yapabilmek
için kullandıkları "özel teknikleri" vardır. Geniş kanatlarının tüylerini
açarak sağa ve sola savururlar. Tüyler arasında oluşan boşluklardan
geçen hava yüksek bir sese neden olur. Hatta kanatlarını sırtlarına
doğru kıvırırlar, bu da hızlarını arttırır. İniş yapacakları alana
birkaç metre kala kanatlarını düzeltirler ve bu şekilde kanatlar hava
freni görevi yaparak güvenli bir iniş sağlar.
David Attenborough, The Life of Birds, s.419 |
|
|
SU KURDU
Su kurtları yumuşak, narin vücutlarını korumak için güzel ve karmaşık
"tüpler" yaparlar. Akarsularda ve akıntılarda yaşayan Limnophilus
larvaları, kum tanelerini, küçük çakılları, boş deniz kabuklarını,
yaprakları ve ince dalları salgıladıkları ipeksi, yapışkan ipliklerle
yapıştırarak, çevrelerini saran iyi kamufle edilmiş, silindir biçimli
yuvalar yaparlar.
Görsel Bilim ve Teknik Ans., Cilt 3, s.957 |
|
YENGEÇ
Suda yaşayan hayvanlar da kendilerini ve yavrularını korumak için
yuva yaparlar. Örneğin; Malezya'da yaşayan Asker yengeç, gel-git sınırları
arasında yaşar ve suyun kabarması sırasında kendini içi hava dolu
küçük bir sığınağa gömer, suyun çekilmesi sırasında ise kum topaklarıyla
bu sığınağın çevresini örter.
Görsel Bilim ve Teknik Ans., Cilt 3, s.957 |
|
|
LUMBRICUS TERRESTRIS
Lumbricus terrestris isimli bir solucan türü, toprak içinde 70 cm.
kadar derinlere inerek çember veya elips kesitli yollar açar. Bir
hektarlık alanda 25 ton'luk kütleyi yüzeye getirir; bu suretle toprağı
5 cm.'ye kadar kabartmış olur. Ağırlığı birkaç gram olan solucan,
kendisinin "50 ila 60" katı ağırlıktaki kütleyi de harekete geçirebilir.
Bu, 100 kg. ağırlığındaki bir sporcunun 5 ton'u hareket ettirebilmesi
gibidir. Solucanın bu kadar güç bir işi başarması, vücudunu saran
enine ve boyuna kaslar sayesinde gerçekleşir. Hayvan vücudunun ön
kısmındaki kasları büzerek incelir ve yoklayarak bulduğu küçük bir
deliğe başını sokar. Sonra boylamasına kaslarını çalıştırarak vücudunun
ön bölümünü şişirir ve böylece deliği genişletir.
Bunları yaparken de sürekli karnını doyurur ve sürekli olarak ilerler.
Bilim ve Teknik, Sayı,298, s.58 |
|
|
KRAL PENGUEN
Kral penguenler, her yıl Mart sonlarında üreme yerlerine gelirler.
Dişi penguen tek bir yumurta yumurtlar ve gider. Bundan sonra baba
penguen Temmuz ortasına kadar süren -300C'ye varan soğuklarda ve hızı
120 km./saati bulan rüzgarlarda hiçbir şey yemeden kuluçkaya yatar.
Bu 4 aylık kuluçka süresinin sonunda erkek penguen açlıktan ağırlığının
yarısını kaybeder. Dişinin geri dönmesinden sonra yavrulara nöbetleşe
bakarlar.
Bilim ve Teknik, Sayı 255, s.5 |
|
|
FENER BALIĞİ
Fenerbalığının erkeği dişisinden 10-15 kat daha küçüktür. Denizin
derinliklerinde yaşayan erkek fenerbalığı, daha yavru iken dişlerini
kaybeder ve açlıktan ölme tehlikesiyle karşılaşır. Bu yüzden en kısa
zamanda bir dişi bulmak zorundadır. Erkek, kafatasının dörtte birini
kaplayan çok iri burun delikleri sayesinde dişilerin salgıladığı "feromenleri"
(bir tür salgı) algılar. Bu şekilde dişi balığı bulur ve kıskaçları
ile ona tutunur. Bundan sonra inanılmaz bir olay gerçekleşir; erkek
ve dişinin deri ve damar sistemleri birbirleriyle kaynaşır ve erkek
besini dişiden almaya (daha doğrusu çalmaya) başlar. Bir dişi balık
3-4 tane cüce erkeği sırtında taşır. Dişi yumurtalarını suya bırakır
bırakmaz erkek de spermini salar. Yumurtalar döllendikten sonra erkeğin
görevi sona ermiştir, erkek yavaş yavaş eriyerek yok olur.
S. Deligeorges, Recherche, Kasım 1995 |
|
KUNDUZ
Kunduzlar kendi yaşadıkları bölgelere yabancı kunduzların girmemesi
konusunda son derece dikkatlidirler. Bu yüzden yabancıları o bölgeden
geçmemeleri için uyarmak üzere bazı engeller kurarlar. Yuvalarında
ve avlandıkları yerlerde, yaşadıkları gölden aldıkları çamurla küçük
tepecikler yaparlar. Bu tepeciklere kendilerine özgü, bezlerinden
salgılanan keskin kokulu bir madde olan casteroumu bırakırlar.
Bilim ve Teknik, Sayı 233, s.26 |
|
|
RIFTIA PACHYPTILA
Riftia pachyptila, derin deniz diplerinde yaşayan bir solucandır ve
en ilginç yanı sindirim sisteminin olmayışıdır. Ayrıca çok ilginç
bir beslenme şekli vardır. Riftia'nın gövde boşluğunu dolduran dokunun,
aslında kükürt kristallerine yapışmış hücre içi bakteri yığınları
olduğu anlaşılmıştır. Bu bakterilerle solucan arasında çok iyi bir
işbirliği vardır. Solucanın solungaçları ile aldığı sıvı, kükürt ve
oksijence zengindir. Bu maddeler kan yoluyla gelerek solucanın vücudundaki
bakterilerin organik bileşikler yapmasını sağlar. Solucan besin olarak
bu organik maddeleri kullanır. Solucanın karbondioksit, azotlu maddeler
vs. gibi metabolizma artıkları da tekrar bakterilerce alınarak besine
çevrilir.
James. L. Gould, Carol G. Gould, Olağandışı Yaşamlar, s.65 |
|
|
YUNUS
Yunusların derisi üzerinde yüzdükçe dalgalar meydana gelir ve bu dalgaların
girintili çıkıntılı motifleri, yunusun hız temposuna göre değişir.
Eğer hayvan derisini gergin tutarsa, bu dalga motifleri, hareketinde
frenleyici etki yapar. Buna karşın, derisini gevşetir ve dalga motiflerine
uydurursa, su direnci minimuma düşer ve hızı artar. Bu hız kontrolünü
sağlamak için şimdiye kadar insanlar tarafından yapılmaya çalışılan
yunus derisine benzer kılıf konusundaki bütün girişimler, esnek ve
dirençli bir maddenin bulunamamış olması sebebiyle başarısızlıkla
sonuçlanmıştır.
Bilim ve Teknik, Sayı 231, s.10 |
|
|
NATILUS
Denizaltılarda bulunan dalış tankları suyla dolunca gemi sudan daha
ağır hale gelir ve dibe dalar. Eğer tanktaki su, basınçlı hava ile
boşaltılırsa, denizaltı tekrar su yüzüne çıkar. Nautilus adı verilen
bir deniz hayvanı da aynı yöntemi kullanır. Nautilus'ün vücudunda
19 cm. çapında salyangoz kabuğu biçiminde spiral bir organ vardır.
Bu organda birbiriyle bağlantılı 28 tane "dalış hücresi" bulunur.
Peki ama, Nautilus suyu boşaltmak için gerekli basınçlı havayı nereden
bulur? Nautilus, bunun için biyokimyasal yolla özel bir gaz üretir
ve bu gazı kan dolaşımı ile hücrelere aktararak hücrelerden suyun
çıkmasını sağlar. Bu şekilde Nautilus avlanırken ya da düşmanlarından
kaçarken yükselmek ya da dibe batmak için gerekli miktarda suyu dışarı
pompalayabilmektedir. Ya da suyu içeri almaktadır demek gerekmez mi?
Bir denizaltı sadece 400 m. dibe batabilirken, Nautilus için 4000
m. derinliğe dalmak son derece kolaydır.
National Geographic, January 1976, s.38-41 |
|
|
YUNUS
Yunusların kubbe biçimindeki kafa çıkıntılarının "damla"yı andıran
biçiminin suyu çok daha iyi yardığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine gemilerin
çoğuna, yunus kafasına benzeyen bir pruva şekli verilmiş, bu da hızın
yükseltilmesini ve yakıttan yaklaşık % 25 oranında ekonomi yapılmasını
sağlamıştır.
Bilim ve Teknik, Sayı 231, s.9 |
|
|
MERCANLAR
Kızıldeniz iki büyük çöl arasında kalan bir denizdir. O bölgedeki
hava kuru ve verimsizdir. Kızıldeniz'e hiçbir nehir ya da başka bir
tatlı su boşalmaz, yani buraya hiçbir yerden oksijen ya da nitrojen
ulaşımı yoktur. Normal şartlarda bu denizin verimsiz ve çevrildiği
karalar gibi bir çöl olması gerekirken, Kızıldeniz'de tüm çeşitleriyle
mercanlar bulunur. Zor şartlara rağmen burada yaşamayı başaran mercanların
bu başarısı, Zooxanthellea denen bir alg türü ile yaptıkları "ortak
bir yaşam" ile gerçekleşir. Zooxanthellea, fotosentez yapan bir algdir.
Mercan bu alge barınacak bir yer sağlar ve aynı zamanda bu algden
birazını yer. Mercanlar gündüz içlerine kapanırlar, dışarıda sadece
iskeletleri kalır. İşte bu zamanlarda alg, mercan iskeletinin arasında
düşmanlarından korunarak güneş ışığıyla fotosentez yapar.
Bilim ve Teknik, Sayı, 298, s.33 |
|
ÇÖMLEKÇİ ARI
Duvarcı ve çömlekçi eşek arılarının yaptıkları, küçük şişelere benzer
yuvalar, duvarlara ya da bitkilere tutturulmuştur. Yuvalarını kil
ve kum taneciklerini ağız salgılarıyla birbirine yapıştırarak yaparlar.
Dişi eşek arısı yuvayı tırtıllarla doldurur. Tırtılı iğnesiyle sokarak
felç edecek şekilde yuvanın tavanına asar. Böylece gelişen eşekarısı
larvasının beslenmesi mümkün olur.
Görsel Bilim ve Teknik Ans., Cilt 3, s.957 |
 |
|
FİL
Filler gibi birbirinden çok uzaklarda yaşayan hayvanlarda "iletişim"
çok önemlidir. Bir yavru fil uyumak istediğinde çok geniş bir alana
dağılmış sürü bireylerinin hepsi durup onun uyanmasını beklerler.
Bu iletişimin sebebi sadece fillerin koku alma duyularının çok keskin
olması değildir. Filin alnında, 20 hertzin altında frekanslarda boğuk
bir ses çıkartan bir organ bulunmaktadır. İşte bu organ sayesinde
filler kendi aralarında, diğer canlıların anlayamayacağı gizli ve
şifreli bu dili kullanarak konuşmaktadırlar. Fillerin çıkardıkları
bu boğuk tonlar, yani çok uzun dalgalar, kısa dalgalardan çok daha
uzaklara gidebilirler. Bundan dolayı fillerin bu frekanstaki gizli
dili uzun mesafeli görüşmeler için idealdir.
National Geographic, Ağustos 1989, s.264-267 |
|
|
İSTRİDYE
Suyun içinde rahatça hareket eden istiridyelerin nasıl hareket ettiğini
bulmak isteyen bilim adamları Saint-Jacques istiridyesinin mekanik
sistemini incelemişlerdir. İstiridyeler önce açılırlar ve içeri bir
miktar su alırlar. Sonra bu suyu yumuşak dokulu bir kesenin içine
hapsederler. Ardından, menteşelerinde bulunan iki delikten (kabuklarının
birleşim yerlerindeki iki delik) suyu dışarı atarlar. Yumuşakça, bu
sayede öne doğru fırlar. Sahip olduğu elastiki bağ, kabuğunu hiçbir
güç harcamaksızın tekrar açmasına imkan verir.
Bilim ve Teknik, Sayı 296, s.13 |
|
|
KARTAL
Kartal inişini yaparken, kuyruğunu havalandırır ve onu vücuduna göre
bir açıyla aşağı çekerek hızını azaltır. Kanatlarının uçlarını alçaltarak
onları fren olarak kullanır. Hızını kaybederken, kanatların üstünde
oluşan hava akımı onun düşme tehlikesinin artmasına neden olur. Bunu
"alulas"larını kaldırarak önler. Alulaslar uçan kuşların kanatlarının
ucunda bulunan üç-dört tüy öbeğidir. Bunlar kanat yüzeyinde havanın
çizgi halinde akmasına yardımcı olur. Artık kuş neredeyse tüm hızını
kaybetmiştir. Dev pençelerini ileri doğru uzatır, dalı kavrar ve böylece
tamamen durur.
David Attenborough, The Life of Birds, s.51 |
|
|