|
GUGUK KUŞU
Guguk kuşunun başka kuşların yuvalarına yumurtlayıp, yavrularını bu
yuvalardaki ebeveynlere baktırdığını biliyor muydunuz?...
Dişi guguk, yumurtlama vakti geldiğinde adeta zamanla yarışır. Devamlı
uyanık ve dikkatli olan kuş, yapraklar arasında gizlenerek, yuva yapan
çiftleri gözler. Daha önceden iyi tanıdığı bir kuş türünün yuva yaptığını
görünce ne zaman yumurtlaması gerektiğine karar verir. Artık, yavruya
bakacak kuş belirlenmiştir.
Guguk, bakıcı kuşun yumurtlamaya başladığını görür görmez harekete
geçer. Kuş yumurtladıktan sonra yuvadan ayrılır ayrılmaz, hiç vakit
kaybetmeden yuvaya gider ve kendi yumurtasını bırakır. Ama burada çok
akıllıca bir şey daha yaparak, yuvanın gerçek yumurtalarından birini
aşağı atar. Bu, yuvanın sahibi olan kuşun şüphelenmesini engelleyecektir.
|
|
| Dişi Guguk kuşu, yumurtalarını başka
bir kuşun yumurtalarının yanına bırakır. Bunun için seçtiği
bir yuvayı uzun süre gözetler. Yuvanın sahibi uzaklaşınca,
hemen yuvaya gizlice bir yumurta bırakır. Bu arada yuvadaki
yumurtalardan birini de aşağı atarak durumun farkedilmesini
önler. |
|
Anne guguk kuşu, yavrusunun güvenilir bir hayata atılması için şaşılacak
kadar mükemmel bir strateji ve zamanlama yapmaktadır. Çünkü dişi guguk
bir mevsimde 1 değil tam 20 tane yumurta yapar. Buna uygun olarak, çok
sayıda bakıcı ebeveyn saptayıp, bunları gözetlemesi ve yumurtlama zamanlarını
iyi ayarlaması gerekmektedir. Anne gugukların iki günde bir yumurtlamaları
ve her yumurtanın yumurtalıkta beş günde oluşması dolayısıyla, kuşun
kaybedecek bir dakikası yoktur.
On iki günlük bir kuluçka devresi geçirip yumurtadan çıkan guguk yavrusu,
4 gün sonra gözlerini ilk kez açtığında, ona çok müşfik davranan -ama
aslında kendisinin olmayan- ebeveynleri ile karşılaşır. Yumurtasından
çıkar çıkmaz ilk işi de, ebeveynlerin olmadığı bir zamanda, yuvadaki
diğer yumurtaları aşağı atmaktır. Bakıcı ebeveynler kendilerinin sandıkları
yavruyu büyük bir özenle beslerler. Yavrunun yuvadan ayrılacağı 6. haftaya
doğru karşımıza ufak iki kuşun (ebeveynin) doyurduğu koca bir kuşun,
yani guguğun ilginç görüntüsü çıkar.
Guguk kuşunun, yavrularını başka kuşların himayesine terk etmesi üzerinde
düşünelim. Acaba anne guguk, yavrularına bakmaya üşendiğinden veya yuva
yapmayı bir türlü beceremediğinden mi böyle bir yola başvurmuştur? Yoksa,
daha önceleri yuva yapıp yavrusuna baktığı halde, bunun oldukça zahmetli
bir iş olduğunu farketmiş, ardından bu yöntemi mi keşfetmiştir? Sizce
bir kuş kendi başına böyle bir plan yapabilir mi?
Dişi Guguk kuşu, yumurtalarını başka bir kuşun yumurtalarının yanına
bırakır. Bunun için seçtiği bir yuvayı uzun süre gözetler. Yuvanın sahibi
uzaklaşınca, hemen yuvaya gizlice bir yumurta bırakır. Bu arada yuvadaki
yumurtalardan birini de aşağı atarak, durumun farkedilmesini önler.
|
YAVRU HANGİSİ?
Bakıcı kuş, 6 hafta geçmesine ve guguk kuşu yavrusu
kendisinin birkaç misli büyüklüğe ulaşmasına rağmen
annelik vazifesini özenle sürdürür. |
|
 
|
| Yavru guguk kuşunun yumurtadan
çıkar çıkmaz yaptığı ilk iş yuvadaki diğer yumurtaları
sırtlayarak yuvadan aşağı atmaktır. Böylece yuvadaki
bakıcı ebeveynler yalnızca kendisini besleyecektir. |
|
|
YABAN ARISI "PEPSİS"İN TARANTULA
İLE SAVAŞI
Dev yaban arısı "pepsis" üreme mevsimi boyunca, diğer birçok
hayvanın aksine, yuva yapmak, kuluçkaya yatmak gibi işlerle uğraşmaz.
Çünkü yaratılışında ona verilen üreme mekanizması çok farklıdır. Yaban
arısı, dünyanın en iri ve en zehirli örümceği olan tarantulayı kullanarak
yumurtalarını besleyip-koruyacaktır.
Tarantulalar genellikle toprak altında kazdıkları tünellerde saklanırlar.
Ancak yaban arısı, tarantulanın kokusuna hassas özel algılayıcılarla
donatılmıştır ve bu nedenle avını bulması pek de zor olmaz. Ancak tarantula
sık rastlanacak türden bir hayvan değildir. Bu yüzden yaban arısının
tek bir tarantula bulmak için saatlerce toprak üzerinde yürüdüğü olur.
Bu yolculuk sırasında duyargalarının hassasiyetlerini kaybetmemesi için
onları sık sık temizlemeyi de ihmal etmez.
Tarantula bulunduğunda ise büyük bir savaş başlar. Tarantulanın asıl
silahı öldürücü olan korkunç zehiridir. Mücadelenin ilk başında tarantula
hemen arıyı sokar. Ama bu yaban arıları (pepsis) tarantulanın zehirine
karşı özel bir panzehirle korunmuştur. Vücutlarındaki özel bir salgı
sayesinde örümceğin kuvvetli zehirinden etkilenmezler.
Bu durumda örümceğin arıya karşı yapabileceği pek bir şey yoktur.
Sokma sırası arıya gelmiştir. Örümceği karnının sol üst tarafından sokan
arı zehirini buraya boşaltır. Örümceğin vücudunun bu kısmının seçilmesi
son derece ilginçtir; çünkü örümceğin en hassas yeri bu bölgedir. Olayın
en ilgi çekici yanı bu aşamadan sonra başlar: Arının zehiri, tarantulayı
öldürmek için değil onu felç etmek için vücuduna konulmuştur.

Peptis tarantulayı karnının sol üst tarafından sokar (sağda).
Bu bölge, tarantulanın felç olması için en uygun noktadır.
|
|
Hareketsiz kalan tarantulayı sürükleyerek uygun bir yere taşıyan yaban
arısı, burada bir çukur kazar ve tarantulayı çukurun içine taşır. Bundan
sonra tarantulanın karnında bir delik açan yaban arısı buraya tek bir
yumurta bırakır
Birkaç gün içinde yumurtadan pepsisin yavrusu çıkar. Yavru değişim
geçireceği koza dönemine kadar tarantulanın etini yiyerek beslenecek
ve onun vücudu içinde korunacaktır.
Yaban arısı, üreme mevsimi boyunca bırakacağı 20 yumurtanın her biri
için, bir tarantula bulmak zorundadır.
Bu inanılmaz yönteme baktığımızda görünen, arının üreme sisteminin
özel olarak tarantulaya ayarlanmış biçimde yaratıldığıdır. Aksi halde,
arının vücudunda tarantula zehrine karşı panzehir bulunması, ya da tarantulayı
felç edecek nitelikte bir sıvı salgılaması hiçbir şekilde açıklanamaz
Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız,
O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir.(Şuara
Suresi, 28)
KURBAĞALARDA
ÜREME MUCİZELERİ
Pek çok kişi kurbağaların sadece, küçük yumurtalardan çıkan "iribaş"
adlı yavruların gelişmesi yoluyla çoğaldıklarını zanneder. Oysa öyle
kurbağa türleri vardır ki, üreme şekilleri çok daha şaşırtıcıdır.
Kurbağalar, çok farklı çevrelerde yasayabilecek özelliklerde yaratılmışlardır.
Dolayısıyla, Antartika dışında tüm kıtalarda hayat sürebilirler: Çöllerde,
ormanlarda, çayırlarda ve hatta yükseklikleri 5000 m.'yi aşan Himalaya
ve And Dağları'nda bile yaşayan kurbağa türleri vardır. En bol bulundukları
yerler ise tropikal bölgelerdir. 2 kilometrekarelik bir yağmur ormanı
parçasında yaklaşık 40 farklı türde kurbağaya rastlanmıştır.
Kurbağaların bazı türlerinde yalnız erkekler, bazı türlerinde yalnız
dişiler, bazı türlerinde de her ikisi birden yavrulara bekçilik eder.
Costa Rica'nın "Küçük Ok Zehiri Kurbağaları"nın erkekleri,
yumurtaların başlarında onlar çatlayana kadar 10-12 gün bekçilik yapar.
Dünyaya gelen iribaşlar olağanüstü bir çaba gösterip dişinin sırtına
tırmanır ve annenin sırtına adeta kaynaşmışçasına tutunurlar. Yavruların
tutunma işi tamamlanınca, dişi kurbağa ormanda yer alan Bromelia türündeki
ağaçlardan birine tırmanır. Bu ağacın havaya bakan açıklıklarında kadeh
şeklinde çiçekler mevcuttur. Çiçeklerin içi ise su doludur. Anne kurbağa
bu çiçeklere ulaşınca yavrularını çiçeğin içine bırakır. Yavrular artık
burada güvenle büyüyecektir.
Ancak bu su birikintisinde yavruların beslenmesini sağlayacak herhangi
bir yiyecek yoktur. Bu nedenle anne kurbağa, yavruların erişkin hale
gelebilmesi için gerekli olan 6 hafta boyunca sık sık su birikintisine
uğrayarak döllenmemiş bir yumurta bırakır. İribaşlar, protein ve karbonhidrat
yönünden hayli zengin olan bu yumurtayı yiyerek beslenir.
Gladyatör kurbağaları ise yumurtalarının bulunduğu alanı kollayan
bir başka kurbağa türüdür. Bu türün erkekleri, baş parmaklarının dibinde
bulunan ve iğneye benzeyen çıkıntılarla yaratılmışlardır. Başka bir
erkek kurbağa yumurtalara yaklaşacak olursa, bu çıkıntılarla onun derisini
parçalarlar.
Küçük Afrika Kara Kurbağası (Nectophyrine afra) olarak bilinen bir
başka türde ise erkek kurbağalar göl ve ağır akan suların kenarlarına
çamurdan yuvalar yapar. Bu havuzcuklar su ile doludur. Kurbağa bu su
birikintisinin yüzeyinde ince bir film tabakası oluşturarak yumurtaların
buna takılı kalmasını sağlar. Bu sayede yumurtalar su yüzeyinde kalarak
oksijen alır. Ufak bir sarsıntı, örneğin bir kurbağanın sıçraması ya
da bir yusufçuğun pike yapması bile yüzey filmini yırtarak yumurtaların
dibe çökmesine neden olacaktır. Bu durumda da yumurtalar oksijensizlikten
ölecektir. Bu yüzden erkek kurbağalar yumurtaların başında sabırla nöbet
tutar. Bu nöbet sırasında da ayaklarını suya vurarak yumurtalara daha
çok oksijen gelmesini sağlar.
Karnındaki zar saydam olduğu için "cam kurbağaları" adını
alan bir başka kurbağa türü ise yavrularının başında nöbet tutmaz. Allah
onlara başka bir yöntem ilham etmiştir: Yumurta kümelerini, tropikal
göl ve ırmakların üstündeki kaya ve bitkilere yapıştırırlar. Yumurtalar
açıldığında ise iribaşlar suya düşer. Farklı kurbağa türlerinin yavrularını
korumak için gösterdikleri tüm bu bilinçli ve fedakar davranışlar Darwinizm'in
temel varsayımlarını çürütmektedir. Tüm canlıların sadece kendilerini
düşündüklerini ve doğada bencil bir yaşam mücadelesi olduğunu öne süren
Darwinizm, tek bir kurbağanın yavrularını korumak için gösterdiği çaba
karşısında bile açmaz içindedir. Dahası, bu canlıların gösterdikleri
akıllı davranışlar da Darwinizm'in iddia ettiği gibi rastlantılarla
açıklanamamakta ve bu canlıların Allah tarafından yaratıldıklarını ve
O'nun verdiği güdülerle yönlendirildiklerini göstermektedir. Nitekim
Allah bir Kuran ayetinde canlılarda insanlar için açık deliller olduğunu
şöyle bildirmiştir:
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı
canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye
Suresi, 4)
Midede
Üreyen Kurbağalar
Avusturalya'da yaşayan Rheobatrachus Silus türü kurbağaların kullandığı
olağanüstü üreme yöntemi, Allah'ın canlıları ne denli üstün tasarımlarla
yarattığının bir örneğidir. Dişi Rheobatrachuslar, döllendikten sonra
kendi yumurtalarını yutarlar. Ama bu yumurtalarla beslenmek için değil,
onları korumak için.. Yumurtalardan çıkan iribaşlar midede kaldıkları
6 hafta boyunca sürekli gelişir. Peki iribaşlar nasıl olmaktadır da
uzun zaman sindirilmeden midede kalabilmektedir?
Bunun için kusursuz bir sistem yaratılmıştır. Öncelikle anne kurbağalar,
bu 6 haftalık üreme mevsiminde yemeyi, içmeyi keser. Bu sayede mideleri
sadece yavrulara tahsis edilmiş olur. Ancak bir diğer tehlike, midenin
düzenli olarak salgıladığı hidroklorik asit ve pepsindir. Bu salgıların
normalde yavruları çok kısa sürede parçalayıp öldürmesi gerekir. Ancak
buna karşı çok özel bir tedbir alınmıştır. Anne karnındaki sıvılar,
yumurta kapsüllerinden, daha sonra da iribaşlardan salgılanan "prostaglandin
E2" adlı salgıyla etkisiz hale getirilir. Böylece yavrular bir
asit havuzu içinde yüzmelerine rağmen güvenli bir biçimde büyür.
Peki ama bu iribaşlar annelerinin midesinde neyle beslenir? Bu soruna
karşı da özel bir çözüm yaratılmıştır. Bu türe ait yumurtalar, diğer
kurbağa türlerinin yumurtalarına göre oldukça büyüktür. Bunun nedeni
ise, yumurtaların içine yavruyu beslemek için protein yönünden çok zengin
bir yumurta sarısı tabakası yerleştirilmiş olmasıdır. Bu yumurta sarısı,
yavruları 6 hafta boyunca beslemek için yeterlidir.Doğum anı da kusursuzca
tasarlanmıştır. Yavrular mideden çıkıp dış dünyaya adım atarken, annenin
yemek borusu, aynen doğum sırasındaki vagina gibi genişler. Yavrular
dışarı çıktıktan sonra ise anne yemek yemeye başlar ve mide eski haline
döner.
Rheobatrachus Silus türü kurbağaların bu olağanüstü üreme yöntemi,
evrim teorisini çok açık bir biçimde geçersiz kılmaktadır. Çünkü bu
üreme sistemi, tamamen "indirgenemez komplekslik" özelliğine
sahiptir. Sistemin başarılı olabilmesi ve dolayısıyla kurbağanın üreyebilmesi
için, bütün aşamaların eksiksiz olması şarttır. Annenin yumurtaları
yutacak ve 6 hafta boyunca da başka hiçbir şey yemeyecek bir içgüdüye
sahip olması zorunludur. Yumurtalar da, mide asitlerini etkisiz hale
getiren sıvıyı salgılamalıdır. Öte yandan, yumurtalara yavruların 6
hafta boyunca beslenmesini sağlayacak büyük bir yumurta sarısı tabakası
eklenmesi ya da doğum anında annenin yemek borusunun genişlemesi de
şarttır. Bunların hepsi aynı anda gerçekleşmezse, üreme gerçekleşmeyecek
ve kurbağanın soyu tükenecektir.
Dolayısıyla bu sistem evrim teorisinin iddia ettiği gibi aşama aşama
ortaya çıkmış olamaz. Dünya üzerindeki ilk Rheobatrachus Silus türü
kurbağa, bu kusursuz sisteme sahip olarak var olmuştur. Bu ise elbette
bu kurbağaların Allah tarafından bir anda ve kusursuzca yaratıldıklarını
göstermektedir. Bu kitap boyunca incelediğimiz tüm canlılar da yine
aynı gerçeği ispatlamaktadır. Tüm doğaya hakim olan üstün bir yaratılış
vardır. Allah, her canlıyı son derece kompleks sistemlerle yaratmıştır
ve böylelikle de bu canlıları inceleyen insanlara Kendi gücünü ve ilmini
sergilemektedir. Bir ayette Allah'ın kusursuz yaratışı şöyle haber verilir.
"O Allah ki, yaratandır, (en
güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir.
En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih
etmektedir. O, Aziz, Hakimdir." (Haşr Suresi, 24)
|