|
Canlıların nesillerini sürdürebilmeleri, sahip oldukları üreme sistemlerinin
kusursuz olmasıyla mümkün olmaktadır. Ancak insan ve hayvanlarda üreme
sistemlerinin varolması yeterli değildir; üremeyi cazip görmeleri için
özel bir dürtü de (cinsellik dürtüsü) gereklidir. Aksi halde, üreme şansları
olmasına rağmen, çoğu bu işe kalkışamayacaktır. Diğer taraftan doğum veya
yumurtlama ve ardından gelen kuluçka döneminin zorluklarını farkettiklerinde
bunlara neden olan girişimden titizlikle kaçınacaklardır.
Tek başına cinsel istek de yetmez. Canlılar çiftleşip dünyaya yeni bir
canlı getirseler bile, eğer ona bakma, onu koruma isteğine sahip olarak
yaratılmazlarsa türleri sona erebilir. Eğer, canlı türlerinin çoğunun
sahip olduğu anne-baba şefkati olmasaydı türler yok olacaktı. Burada evrimci
mantıktaki kimseler "nesilleri devam ettirme bilinci"nden bahsederler.
Onlara göre nasıl her fert, kendini savunmak için olağanüstü çaba gösteriyorsa
neslinin devamı için de çaba harcamaktadırlar. Oysa bir hayvanın "benden
sonra soyum devam etmeli, onun için de yapmam gerekenleri yapmalıyım"
diye düşünemeyeceği ortadır. Hayvan bir şeyler umarak veya gelecekle ilgili
menfaat beklentileriyle değil, öyle varolduğu için yavrusunu kollayıp-gözetir.
Buna karşın bazı canlılarda bu şefkat yoktur ve dünyaya getirdikleri
yavrularını bırakıp giderler, ama bu canlılar bir kerede çok fazla yavru
dünyaya getirmekte ve hiçbir koruma olmaksızın da bunların bazıları sağ
kalabilmektedir. Eğer bunları korumaya çalışacak şekilde yaratılmış olsalar,
bu kez türlerinde büyük bir nüfus patlaması yaşanır ve doğanın dengesi
bozulurdu.
Kısacası canlılığın sürmesinin birinci şartı olan üreme, canlılığın
sürmesini dilemiş olan Allah tarafından yaratılmış bir sistemdir. Allah,
"Hayat Veren"dir. Canlıları var eden de O'dur, var ettiklerinden
yeni canlılar çıkaran da O'dur.Tüm canlılar O'nun sayesinde yaşamaktadırlar.
Hayatlarını, -çoğu kez sandıkları gibi- yalnızca anne-babalarına değil,
onlardan daha çok, o anne-babayı da, kendilerini de yaratan Allah'a borçludurlar.
Kuran, bu konuda şöyle diyor:
"O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na
toplanacaksınız." (Müminun Suresi, 79)
İlerleyen sayfalarda, Allah'ın bazı canlılara verdiği üreme sistemlerine
değineceğiz. Bu canlılar, türlerinin devamını sağlayabilmek için büyük
zorluklara katlanıyorlar. Ve kuşkusuz bunları, "türümüzün devamını
sağlamamız gerekiyor" gibi bir mantık yürüttüklerinden değil, Allah'ın
onlara verdiği şefkat ve merhamet dürtüleriyle yapıyorlar.
Bazı çarpıcı sistemlere sahip olan bu canlılar yalnızca birer örnektir.
Aslında her canlının üremesi, başlı başına bir mucizedir.
 |
Grebe
Kuşlarının Yavrularına Olan Şefkati
Bilinci olmayan bir canlıdan beklenen yavrusunu
doğurduktan sonra bırakıp gitmesidir. Ancak tam tersine hayvanlar
yavrularının bütün sorumluluğunu üstlerine alırlar. Öyle ki,
onları ileride karşılaşacakları tehlikelerden koruyacak önlemleri
dahi eksik bırakmazlar.
Bu konudaki en güzel örneklerden biri su kuşlarından olan Grebeler'dir.
Grebeler yavrularını sırtlarında taşırlar; bu nedenle ebeveynler
yavrular için adeta yüzer bir yuva gibidir. Yavrular anne babalarından
birinin sırtına çıkar. Anne, yavrularının üstünden düşmemesi
için kanatlarını hafifçe yukarıya doğru kaldırır ve yavrularını
başını yana doğru uzatarak onları gagasına aldığı besin parçalarıyla
besler. (üst resim) Fakat Grebeler'in yavrularına verdikleri
ilk şey gerçek bir besin değildir. Grebeler yavrularına ilk
olarak su üstünden topladıkları ya da göğüslerinden kopardıkları
tüyleri yedirirler. Her yavru oldukça fazla miktarda tüy yutar.
Peki acaba bu ilginç ikramın sebebi nedir? |
|
Yavruların yedikleri bu tüyler sindirilemez, ancak yavrunun midesinde
birikir. Bir kısmı bağırsağa açılan noktada keçeleşir. Balıkların kılçıkları
ve diğer besinlerin sindirilmeyen kısımları burada birikir. Böylece sivri
balık kılçıklarının veya böceklerin sert bir parçasının yavruların midesinden
geçerken, bağırsakların narin çeperlerine zarar vermesi önlenmiş olur.
Bu tüy yeme tecrübesi, kuşun tüm hayatı boyunca devam edecektir. Ancak
ilk yedirilen tüyler yavruların sağlığı açısından alınan önemli bir tedbirdir.
Grebelerinkine benzer şekilde yavrularının ihtiyaçlarını her yönüyle
karşılamaya ve korumaya yönelik davranışları tüm canlılarda görmek mümkündür.
Doğadaki canlıların her biri yavruları yeterli olgunluğa erişene kadar
onların her türlü sorumluluğunu üstlenir, ihtiyaçlarını hiç eksiksiz olarak
karşılarlar.
Doğadaki canlılar arasında görülen bu davranışlar evrimcilerin "doğa
bir savaşım alanıdır, bencil olan, kendi çıkarlarını koruyan üstün gelir"
iddialarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Canlılardaki bu gibi davranışların
kaynağının ise onların kendi aklından kaynaklanamayacağı, bir kuşun, kaplanın
ya da başka herhangi bir hayvanın başka bir canlının ihtiyaçlarını düşünerek,
ince detayları göz önünde bulundurarak hareket edemeyeceği ortadadır.
Bu canlılar Allah'ın ilhamıyla hareket etmektedirler. Allah canlıların
her birine davranışlarını ilham eder ve onlar da buna eksiksiz uyarlar.
Her biri kendilerini Yaratan Allah'a boyun eğmişlerdir. Kuran'da bu gerçek
şöyle bildirilir:
Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na gönülden
boyun eğmiş bulunuyorlar.(Rum Suresi, 26)
SONDAJCI ARI
Bu arı cinsi yavrularını sireks adı verilen başka bir arının larvası
ile besler. Ama karşılaştığı bir sorun var: Sireks larva dönemini, ağaç
kabuğunun 4 cm. kadar altında geçirir. Bu nedenle, sondajcı anne göremediği
sireks larvalarının önce yerini tespit etmelidir.
Arı, sireks larvasının yerini tesbit için vücuduna yerleştirilmiş olan
çok hassas alıcıları kullanır ve ilk sorun, yani yer tespiti böylece çözümlenmiş
olur. Peki ya ikincisi?... Bunu da ağaç kabuğunu delerek yapar.
Arının ağaç kabuğunu delmek için sahip olduğu organa 'Ovipositor' adı
verilmiştir. Bu özel organ, arının tüm vücudundan daha fazla bir uzunluğa
sahiptir. Bu organ kuyruktan çıkan iki uzantının birleşmesiyle oluşur
ve ucu keskin bir bıçak gibidir. Bıçağın ağzı kullanım amacına uygun olarak
tırtıklı olarak yaratılmıştır.
Sondajcı arı, kabuk altındaki sireksin yerini bulur bulmaz delme uzantılarını
en kestirme yolu izleyecek biçimde hedefine yöneltiyor. İki uzantı, bir
testere gibi ileri geri hareket ederek kabuğu deliyor. Arı sirekse isabet
eder etmez, kendi yumurtasını borusu aracılığıyla larvanın içine bırakıyor.
Ve yavru yaban arısı, annesinin bulup kendisine hem yem, hem sığınak
olarak bıraktığı kurtçuğun içinde büyüyerek hayata başlıyor.
Bu denli mükemmel bir tasarımın, asla tesadüflerin eseri olamayacağını;
tam tersine apaçık bir Yaratıcı'nın, sonsuz bir akıl ve güç sahibi olan
Allah'ın eseri olduğunu ayrıca vurgulamaya gerek var mı?
ÇÖMLEKÇİ
ARI
Resimdeki yaban arısı büyük bir maharetle çamurdan yaptığı
yuvasında, larva halinde bulunan yavrularını çok ilginç bir
biçimde besliyor: Önce büyükçe bir tırtıl buluyor ve tırtılın
hareket merkezine ait 9 bölgesini sokuyor. Bu operasyon sonucu
tırtıl ölmüyor ama felç edilerek hareket etmesi engellenmiş
oluyor.Ardından bir ölü gibi hareketsiz olan tırtılı büyük
bir dikkatle yuvaya sokuyor. Bu felçli tırtıl, yaban arısı
yavrularının, erginleşip yuvadan çıkana kadarki et ihtiyaçlarını
karşılıyor.
|
|
KUTUP İKLİMİNE GÖRE YARATILAN PENGUEN
Penguenlerin yaşadığı kutup dairesinde hava sıcaklığı -40°C'ye kadar
düşmektedir. Penguenlerin bu denli soğuk bir ortamda hayatlarını sürdürebilmeleri
için vücutları kalın bir yağ tabakasıyla kaplanmıştır. Bunun dışında besinleri
çok hızlı parçalayan bir sindirim sistemine sahiptirler. Bu iki unsur
bir araya geldiğinde ortalama +400C'lik bir vücut ısısına kavuşan
penguenler için soğuğun pek önemi kalmaz.
|
|
| Gerçekten de doğa Darwin'in dediği gibi
olsaydı, yani her birey yalnız kendi yaşamını düşünseydi, hiçbir
canlı yavrularını büyütmek, beslemek ve korumak pahasına bu
kadar enerji, zaman ve yiyecek kaybına katlanmazdı. |
|
Penguenlerin kuluçkaya yattıkları dönem kutup kışına rastlar. Üstelik
kuluçkaya yatan da dişi değil, erkek penguendir. Penguen çiftini bu zamanda
-40°C'ye kadar düşen soğuğun yanında bir de buzul dağları zorlayacaktır.
Kış boyunca buzullar gittikçe büyüyecek, kuluçka yeri ile en yakın besin
kaynaklarının bulunduğu deniz kıyısı arasındaki mesafe fazlasıyla artacaktır.
Bu mesafe bazen 100 km'yi geçebilmektedir.
Dişi penguenler sadece bir yumurta yumurtlar ve kuluçka görevini erkeklerine
devredip denize dönerler. Erkek kuluçkaya yattığı dört ay boyunca hızı
zaman zaman 120 km'yi bulan kutup fırtınalarına karşı koymak zorundadır.
Bu süre içinde sürekli yumurtaların başındadır, bu yüzden avlanma imkanı
da bulamaz. Zaten en yakın yiyecek kaynağı birkaç günlük mesafededir.
Dört ay boyunca hiçbir şey yemeden yatan erkek bu süre zarfında yarı yarıya
kilo kaybeder. Ama asla yumurtayı terk etmez. Aylarca aç kalmasına rağmen
kendisi için av bulmaya çıkmaz, açlığa katlanır.
Dört ay sonunda yumurtalar kırılmaya başladığında birden dişi belirir.
Bu dört ay boyunca boş durmamıştır, sürekli yavrusu için çalışmış, kursağında
yemek biriktirmiştir.
Anne yüzlerce penguenin arasından eşi ve yavrusunu güçlük çekmeden bulur.
Anne geçen zaman içerisinde sürekli olarak avlandığından son derece dolu
bir kursakla gelmiştir. Kursağındakileri boşaltarak bakım işini üstlenir.
Bahar geldiğinde buzul erimeye başlamış ve buz tabakası üzerinde denizin
ortaya çıktığı delikler belirmiştir. Artık anne ve baba bu deliklerden
balık avlayarak beslenecek, yavrularını da aynı yiyecekle besleyeceklerdir.
Yavruya bakmak oldukça zahmetli bir iştir; onun beslenmesi için ebeveynler
bazen uzun süre hiçbir şey yemezler. Ayrıca her yerin buzlarla kaplı olduğu
ortamda yuva yapma olanağı yoktur. Anne ile babanın, yavruyu buzun soğuğundan
korumak için yapabilecekleri tek şey, yavruyu ayaklarının üstüne koyup,
karınlarıyla ısıtmaktır.
Hayvanların yumurtlamadaki zamanlamaları da oldukça önemlidir
Acaba niçin penguenler yazın değil de kışın yumurtlarlar? Bunun tek
sebebi vardır: eğer yazın yumurtlanmış olsa, yavrunun büyümesi kışa rastlayacak
o zaman da etraftaki denizler donmuş olacaktı. Bu durumda hem hava şartları
çok ağır olduğundan, hem de besin kaynağı olan deniz çok uzaklarda kaldığından
ebeveynler yavruyu besleyecek besini zor bulacaklardı.
 Penguenler son derece soğuk
olan kutup ikliminin etkisinden korunmak için bir araya toplanırlar.
Böylece bu topluluğun üyesi olan yavrular soğuk rüzgarların
korunarak toplanma imkanı bulabilirler.
|
|
Gerçekten de doğa Darwin'in dediği gibi olsaydı, yani her birey yalnız
kendi yaşamını düşünseydi, hiçbir canlı yavrularını büyütmek, beslemek
ve korumak pahasına bu kadar enerji, zaman ve yiyecek kaybına katlanmazdı.
Penguenler, son derece soğuk olan kutup ikliminin etkisinden korunmak
için bir araya toplanırlar. Böylece bu topluluğun üyesi olan yavrular
soğuk rüzgarların da etkisinden korunarak toplanma imkanı bulabilirler.
|