|
Hud Suresi'nin 6. ayeti, tüm canlıların "rızık"larının, yani
yaşamalarını sağlayan besinlerin tümünün Allah tarafından verildiğini
bildirmektedir:
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun
karar yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık
bir kitaptadır.(Hud Suresi, 6)
İnsan, akıl ve vicdan gözüyle etrafına baktığında, Allah'ın tüm canlıları
nasıl "rızıklandırdığını" rahatlıkla görebilir. Yiyip-içtiklerimizin
tamamı "yapılmış", "yaratılmış" maddelerdir. İçilen
su, yenilen ekmek, sebze ve mevyeler, tümü özel bir yaratılışın sonucudur.
Bir meyveyi, sözgelimi bir portakalı düşünürsek... Bu meyve, aslında
bir tahta kütlesinden başka bir şey olmayan bir ağacın dalında oluşmuştur.
Ağaç, topraktan su ve mineral alacak, bunu güneşten aldığı enerjiyle birleştirecektir.
Sonuçta ortaya, yalnızca insanın kullanacağı, insan vücudu için son derece
yararlı, son derece lezzetli ve güzel kokulu bir ürün çıkacaktır. Hem
de çok estetik ve sağlıklı bir ambalaj içinde.
Ağaç, nasıl olup da böyle bir ürün ortaya çıkarmaktadır? Bu ürün neden
insan vücudu için son derece yararlıdır? Neden tüm meyveler tam da yetiştikleri
mevsimlere göre gerekli vitaminleri içermektedirler? Neden son derece
lezzetlidir, acı da olamaz mıydı? Neden güzel kokuludur, son derece kötü
de kokamaz mıydı?
Kuşkusuz ağaç ancak bir tahta kütlesidir ve "kendi kendine"
bir meyve üretmesi, hele bunu insan için gerekli özelliklerle donatması
sözkonusu değildir.
Aynı insan gibi tüm hayvanlar da Allah tarafından rızıklandırılırlar.
Bugün ve ilerleyen günlerde, bazı canlıların rızıklarına ulaşmak için
sahip kılındıkları çarpıcı ve şaşırtıcı avlanma sistemlerini inceleyeceğiz.
Canlıların besinlerine ulaşabilmek için sahip kılındıkları sistemleri
akıl, mantık ve vicdan ölçüleri içinde değerlendiren bir insan için Allah'ın
güç ve kudretini anlamak hiç de zor değildir. Bu bölümde yer verdiğimiz
her bir hayvan Allah'ın yeryüzünde yaydığı büyük delillerdendir.
Örneğin yandaki resimlerde gördüğünüz balığın "avlanma tekniği"
hayret vericidir. Bu balık ne avını kovalar ne de kayalar ardına gizlenip
avının üzerine atılmayı bekler. Balığın ilk bakışta diğerlerinden bir
farkı yok. Ama yüzgecini kaldırır kaldırmaz birdenbire sırtında bir "sahte
balık" belirir. Diğer balıklar yüzgecin sahibini fark etmeyip, küçük
sahte balığı avlamak için yaklaştıklarında ise avcı balığa oldukça kolay
bir yem olurlar...
Acaba bu balık yüzgecine balık görüntüsünü kendi mi vermiştir? Yoksa
rastlantılar rastlantılara eklenip balığa tesadüfen böyle bir özellik
mi katmışlardır? Elbette böylesine bilinçli bir hareketin ve planın bir
balık tarafından yapılabildiğini iddia etmek mümkün değildir. Kuşkusuz
canlıların sahip olduğu tüm özellikler karşımıza tek bir gerçeği çıkarmaktadır:
Doğada var olan üstün aklın ve tasarımın sahibinin varlığını, Allah'ın
varlığını...
 |
BALIĞIN SU TABANCASI!
Bu balık ağzına doldurduğu suyu, su üzerine sarkmış olan
dallardaki böceklere püskürtüyor. Böcek, basınçlı su nedeniyle
düşüyor ve balığa kolay bir yem oluyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, balığın bu saldırıyı
gerçekleştirirken başını sudan hiç çıkarmaması ve su altından
böceğin yerini doğru olarak tespit edebilmesidir.
Bilindiği gibi su içinden bakıldığında dışarıdaki cisimler
-ışığın kırılması nedeniyle-bulundukları yerden farklı bir
yerde gözükürler. Dolayısıyla, su içinden dışarıyı "vurmak"
için, ışığın suda hangi açıda kırıldığını bilmek ve "atış"ı
da bu açı farkına göre yapmak gerekir.
Ama bu balık, yaratılışı gereği, bu sorunun üstesinden geliyor
ve her defasında tam isabet kaydediyor.
|
 |
|
O Allah ki, yaratandır, kusursuzca var edendir,
'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde
olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (HAŞR SURESİ,
24)
|
|
ÇINGIRAKLI
YILAN
 Çıngıraklı
yılanın başının ön kısmındaki yüz çukurlarında bulunan ısı
algılayıcılar, çevresindeki avın vücut sıcaklığının neden
olduğu infrared ışınını saptar. Bu saptama, ortam sıcaklığındaki
1/300'lük bir derece artışını tespit edebilecek kadar hassastır.
Yılan, koku alma organı olan çatal dilinin yardımıyla, koyu
karanlıkta yarım metre ilerisinde yere çömelmiş hareketsiz
bir sincabın durduğunu anlayabilir. Avının yerini hatasız
tespit eden yılan önce ona sessizce sokulur, saldırı mesafesine
girer, ardından boynunu yay gibi gerer ve avının üzerine
büyük bir hızla atılır . Bu sırada 180 derece açılabilen
güçlü çenesindeki dişlerini avına geçirmiştir bile. Tüm
bunlar, bir otomobilin yarım saniye içinde sıfırdan 90 km/saat
hıza erişmesi ile eşdeğer bir süratte olup biter.
|
 |
|
Yılanın, avını etkisiz hale getirmek için kullandığı en
büyük silahı olan 'zehir dişleri'nin uzunluğu 4 cm kadardır.
Bu dişlerin içi oyuktur ve zehir bezlerine bağlıdır. Bez
kasları, yılan ısırdığı anda büzülür ve zehiri önce diş
kanalına, oradan da avın cilt altına basınçla püskürtürler.
Yılan zehiri, ya avın, merkezi sinir sistemini felce uğratır
ya da kanını pıhtılaştırarak ölümüne neden olur. Bazı yılanların
0.028 gramlık zehiri, 125.000 fareyi öldürecek kadar güçlüdür.
Zehir, avın yılana bir zarar vermesini engelleyecek kadar
çabuk etki eder. Artık yılanın yapacağı iş, felce uğramış
avını son derece esnek olan ağzıyla yutmaktır.
Yılanın zehirli oluşu herkesçe bilinen bir konu olduğundan,
hemen hiç kimse bunun nasıl olabildiği üzerinde düşünmez.
Oysa, bir hayvanın başka bir hayvanı zehirleyerek öldürme
gibi bir "teknoloji"ye sahip olması, gerçekten
de şaşırtıcı ve olağanüstüdür.
|
|
Allah'ın
varlığını inkar etmekte diretenler, yılanın nasıl böylesine olağandışı
bir yeteneğe sahip olduğunu açıklayamazlar elbette. Çünkü yılanın ağzında
yer alan zehir sistemi, son derece karmaşık ve hesaplı bir sistemdir.
Bu sistemin işlemesi için hayvanın içleri oyuk özel "zehir dişleri"
olması, bu dişlere bağlı zehir bezleri olması, bu bezlerin içinde düşmanlarını
anında felç edecek kadar güçlü bir zehirin oluşması ve hayvan avını soktuğu
anda bu sistemi çalıştıracak bir refleksin ortaya çıkması gerekir. Bu
çok parçalı sistemin tek bir parçası dahi olmasa, sistem çalışmaz. Bu
da yılanın avlamak için seçtiği hayvanlara yem olmasıyla sonuçlanacaktır.
Hayvanın ısı değişikliklerini ve kokuları algılamadaki olağanüstü yetenekleri
de karşı karşıya olduğumuz dizaynın ne denli detaylı olduğunu gösterirler.
Ortada alışılmışın dışında ve ancak "mucize" terimiyle ifade
edilebilecek olağanüstü bir olay vardır. Doğanın ise, "doğaüstü"
olan mucizeyi yaratması gibi bir durum söz konusu olamaz. Doğa, çevremizde
gördüğümüz düzenin tümüne konulmuş bir isimdir. Bu düzeni kuran da elbette
bu düzenin kendisi değildir. Doğa kanunları Allah'ın koyduğu ve yarattıkları
arasındaki ilişkileri düzenleyen kanunlardır. Kavramları doğru tanımlamak
gerçekleri ortaya çıkarır. Kavramları karıştırmak ise inkar edenlerin
bir özelliğidir. Bunu da gerçekleri örtbas etmek, değiştirmek amacıyla
yaparlar.
KUMDA
NASIL HAREKET EDİYOR?
Çölde yaşayan bu yılan kumun üzerinde oldukça seri biçimde hareket edebilmektedir.
Yılan göğüs kaslarını aşamalı olarak kasarak vücudunu S şeklinde hareket
ettirir.
Hareketinin başında vücudunu bir kıvrım halinde büker ve kafasını kaldırarak
havada tutar. Bu hareketi sağlayan kasılma kuyruğa doğru ilerlerken, hayvanın
kafası ileride yere değer. Bu arada kasılma hareketi kuyruk kısmına gelir.
Başlayan yeni bir dalga kuyruğun kumdan kaldırılarak başın hizasına gelmesini
sağlar. Böylece yılan ortalama 45 derecelik eğime sahip birbirine paralel
izler bırakarak öne doğru ilerler.
Bu hareket sırasında yılanın sadece iki noktası kuma değer. Bu ilerleyiş
şekliyle yılanın, korkunç derecede ısınmış kuma en az şekilde temas ederek
vücudunun kavrulması engellenmiş olmuş olur.Yılanlar çene kemiğine sahip
olmadıklarından ağızlarını diledikleri kadar çok açabilmektedirler. Yandaki
fotoğraflarda yılandan oldukça büyük olan yumurtayı yılanın nasıl kolayca
yediği görülmektedir. Av, başından başlanarak, yavaş yavaş bir bütün şeklinde
yutulup sindirilir.
ATEŞ
BALIĞI
Göz alıcı renklere sahip bu balık, küçük balıkları kayalık veya mağara
biçimindeki yerlerde sıkıştırdıktan sonra, göğüs yüzgeçlerini bir ağ gibi
kullanarak balıkların kaçış yollarını kapatır. Kaçmaya çabalayan balıklar
bu kez ateş balığının zehirli dikenleriyle tanışırlar. Ateş balığının
son derece kuvvetli olan zehiri anında etkisini göstererek kurbanın ölümüne
neden olur.
ZEHİRLİ
MIZRAK
Akreplerin bazen insanı bile öldürecek derecede olan kuvvetli zehirleri
vücutlarının arka tarafında bulunan mızrakları vasıtasıyla düşmanlara
aktarılır.
Güçlü zırh
Vücudunu bir zırh gibi saran kabuğu, onu yalnız düşmanlarından değil,
radyasyondan bile koruyacak kadar dirençlidir. İnsan vücudunun radyasyona
direci 600 rads dolayındadır.Oysa ak replerde bu direnç 40-150 bin rads'a
kadar yükseliyor.
Beyin
Başından kuyruğuna kadar uzanan 15 sinir düğümünden oluşan bir beyin
yapısına sahiptir. Beyinin bu yapısı hayvanın süratli karar alma, refleks
ve gerekli emirlerin organlara ulaştırılması için büyük bir avantaj sağlar.
Ciğerler
Karınlarında sekiz adet nefes deliği bulunur. Bunlardan sadece biri a-çık
olsa bile hiç zorlanmadan nefes almaya devam eder. Güçlü ciğerleri sayesinde
iki gün suyun altıda rahatlıkla kalabilir.
Ayaklar
Ayaklarındaki alıcılar hayvanın her türlü hareketi, sesi ve titreşimi
algılamasını sağmaktadır. Bu alıcılar o kadar hassatır ki, akrep, yakınındaki
bir canlının kumda neden olduğu titreşimleri, saniyenin 1/1000'i kadar
bir sürede algılıyabilir.
Kıskaçlar
Akrebin kıskaçlarının görevi, kurbanlarını iğnesiyle sokmadan önce etkisiz
hale getirmektir. Ayrıca kıskaçlar vasıtasıyla kumu kazıp yer altına gizlenebilirler.
Karın bölgesi
Dişi akrebin karnı tarak adı verilen çok duyarlı organlarla kaplıdır.
Bunlarla toprağın sertlik düzeyini tespit eder ve yumurtaları bırakmak
için en uygun yeri belirler.
OLTA BALIĞI
Bu balık avlanmak istediğinde, kafasından çıkan uzantıyı
bir olta gibi salar ve beklemeye başlar.
Bu uzantıyı küçük bir balık zannederek yaklaşan diğer balıklar
birdenbire ortaya çıkan avcıya yem olmaktan kurtulamazlar.
Balığın kendi kendine vücudunda bir olta var edecek bir
yeteneğe sahip olmadığını kesindir. Böyle bir olay, "tesadüfen
böyle olmuş" gibi anlamsız bir açıklama ile de geçiştirilemez.
|
 |
|
AVCI KUŞ
Balıkla beslenen bu kuşun avlanmak için kullandığı yöntem de son derece
hayret vericidir.
Kuş, önce balıklar için bir yem bulur. Su kenarına kadar ağzında getirdiği
yemi suya bırakır ve sabırla beklemeye koyulur.
Yemin etrafına toplanan küçük balıklar herşeyden habersiz beslenmeye
başladığında kuş, ani bir hareketle balıkları avlar.
|
|
Balıklara yem
getirriyor |
Yemi suya bırakıyor ve beklemeye başlıyor. |
Balıklar yeme geliyor |
...ve balıkları avlıyor. |
|
STAR GAZER BALIĞI
Kamuflaja uygun olarak yaratılmış dış görünümleri, kimi hayvanlara avlanma
konusunda büyük avantaj sağlamaktadır.
Örneğin kumun içinde gizlendiğinde üstteki yılanı fark etmek mümkün değildir.
Bu şekilde bekleyen yılan için, kendisini farketmeden burnunun dibine
kadar giren avını yakalamak oldukça kolay olmaktadır.
Kamuflaj yeteneği ile yaratılmış bir başka hayvan da "stargazer"
adlı balıktır.
Balık, denizin dibindeki kumların altına kendini tamamen gömerek gizler.
Balığın ağzının üstünde dişe benzer saçaklı bir yapı bulunur. Dişe benzeyen
ve kumlardan ayırt edilemeyen bu organ sayesinde kumun altında rahatlıkla
nefes alır. Bir av gelene kadar tuzakta bekler, avı kendine yaklaştığında
ani bir hareketle kumun arasından fırlar ve onu yakalar.
USTA
BİR AVCI: BUKALEMUN
DİL: Bukalemunun dili ağzının içinde bir akordeon gibi katlanmıştır.
Dilinin ortasında ucu sivri bir kıkırdak vardır. Dilin ucundaki dairesel
kaslar kasılınca, dil dışarı fırlar. Ayrıca dil, sümüksü ve yapışkan bir
sıvı ile kaplıdır. Avına yeteri kadar yaklaştığında bukalemun ağzını açar
ve dilini hızla avının üzerine fırlatır. İçiçe geçmiş kaslar sayesinde
yapışkan dil, hayvanın uzunluğunun 1,5 katı mesafeye kadar ulaşır. Bukalemunun
dilinin avı yakalayıp geri çekilme süresi ise sadece 0.1 saniyedir.
KAMUFLAJ:
Bukalemun
kamuflaj konusunda kuşkusuz ilk akla gelen hayvandır. Bukalemun üstünde
bulunduğu zemine göre renkten renge girer. Üstteki resimde kısa bir süre
için bukalemunun
sırtına bırakılan eğreltiotunun, hayvanın derisinde bıraktığı iz görümektedir
Buna yol açan tepkimelerde, hem ışık hem de ısı değişimlerinin rolü olduğu
düşünülmektedir. Gerçekte bukalemun, kendisine büyük avantaj sağlayan
bu renk değiştirme yeteneğinin farkında bile değildir. Vücudu, o herhangi
bir şey yapmadan, kendiliğinden, dokunduğu ortamın rengini alacak şekilde
yaratılmıştır.
Otlar arasında mükemmel derece kamufle olmuş bu kaplan, çevikliği, güçlü
çenesi, pençeleri, sürati ve gücüyle tam bir avcı olarak yaratılmıştır.
Kaplanın diğer bir özelliği de pusuda avını izlerken rüzgarı kesinlikle
arkasına almamasıdır. Çünkü arkasından esecek rüzgar kendi kokusunu avına
taşıyacak ve farkedilmesine sebep olacaktır.
|