|
Yusufçuğun Metamorfozu
Dişi yusufçuklar çiftleşme sonrası yeni bir çiftleşme
yapmak istemez. Ancak bu durum bilimsel adı Calopteryx virgo olan yusufçukların
erkekleri için bir engel teşkil etmez. Kuyruğundaki iki kancası ile
erkek, dişiyi boğazından yakalar (1). Dişi de ayaklarıyla
erkeğin kuyruğunu iyice sarar. Erkek kuyruk kısmındaki özel çıkıntıları
kullanarak (2), önce dişiye başka erkeğin yerleştirdiği spermleri olabildiğince
temizler. Daha sonra sperm açıklığındaki tohumlarını dişinin üreme açıklığına
bırakır. Bu durum saatlerce sürdüğünden bazen erkek ve dişi yusufçuğun
beraber uçtuğu da olur. Yusufçuk döllenmeden sonra olgunlaşan yumurtalarını
bir göl veya havuzcuğa bırakır (3). Yumurtadan çıkan larva 3-4 yılını
suyun içinde geçirir (4). Bu süre içinde yakalayabildiği her şeyi yiyerek
iştahla beslenir (5). Bunun için, bir balığı yakalayabilecek hızda yüzmesini
sağlayan bir vücut ve avını parçalayabilecek güçte çenelerle yaratılmıştır.
Larva büyüdükçe vücudunu saran deri ona dar gelir. Tam dört defa kendine
dar gelen bu kıyafetini değiştirir. Son değişim zamanı geldiğinde sudan
çıkarak bir kamışa veya yosunlu bir kayaya tırmanmaya başlar (6). Bacakları
işlemez hale gelene kadar tırmanır. Ayaklarının ucundaki kancalar sayesinde
kendini sabitler. Bu sırada kayıp düşmek, ölmek demektir.
 |
 |
 Bu son
değişim, diğer dördünden daha farklıdır. Allah, muhteşem bir yaratışla,
larva halindeki canlıyı kusursuz bir uçucu haline getirir.
İlk olarak eski larvanın sırtı çatlar (7). Çatlak baştan sona doğru
genişleyerek bir yarık halini alır. Bu yarığın içinden, sudaki canlı
ile hiçbir ilgisi olmayan bir başka canlı çıkmak için çabalamaktadır.
Son derece narin görünen bedenini, eski bedenin içinden çıkan ve onu
emniyet kemeri gibi saran bağlar tutmaktadır (8). Bu bağlar ideal bir
sağlamlık ve esneklikte yaratılmıştır. Eğer bağlar daha sert ve sağlam
olsaydı, böceğin yarığın içinden doğrulması imkansız olacaktı. Aksi
durumda ise bağlar yeni vücudu taşıyamayarak kopacaktı. Bu da henüz
gelişmemiş olan larvanın suya düşüp ölmesine neden olacaktı.
Öte yandan yusufçuğun kabuk değiştirme işlemini kolaylaştıracak özel
mekanizmalar devreye girer. Yusufçuğun yeni vücudu, eskisinin içinde
iken sıkışıp büzülmüştür. Bu vücudu "açabilmek" için, özel bir pompa
sistemi ve bu pompada kullanılan özel bir vücut sıvısı yaratılmıştır.
Yarıktan dışarı çıkan kısımlara vücut sıvısı pompalanarak, böceğin sıkışıp
büzüşmüş haldeki kısımları genişletilir (9). Bu arada işlemeye başlayan
kimyasal çözücüler, yeni bacaklara hiçbir zarar vermeden, eski bacaklarla
olan bağı koparır. Bacaklardan bir teki eski zırhın içine sıkışırsa
bu bir felaket olacaktır, ama işlem kusursuzca gerçekleşir. Bacaklar
denenmeden önce yirmi dakika kadar kuruyup sertleşmeleri beklenir.
Kanatlar iseönceden gelişmiştir, fakat katlı bir durumdadır. Güçlü
vücut kasılmaları ile kanat damarlarına vücut sıvısı pompalanarak buradaki
dokuların iyice gerginleşmesi sağlanır (10). Kanatlar uzayıp gerildikten
sonra kurumaları için bir süre daha beklenecektir (11).
Eski vücut tamamen terk edildikten ve kuruma işlemi de tamamlandıktan
sonra yusufçuk bütün ayakları ve kanatlarını bir denemeye tabi tutar.
Bacaklar tek tek bükülüp açılır, kanatlar ise kaldırılıp indirilir.
Nihayet böcek uçmak için tasarlanmış formunu
kazanmıştır. İnsan kendi gözüyle görmezse, bu kanatlı güzelliğin, sudan
çıkan tırtılımsı canlıyla aynı hayvan olduğuna inanamaz (12). Yusufçuk
son olarak pompalama işleminin başarıyla çalışması için fazla vücut
sıvısının son damlasını da dışarı atar. Artık metamorfoz tamamlanmıştır,
böcek uçmaya hazırdır.
Bu mucizevi dönüşümün nasıl ortaya çıktığını düşündüğümüzde ise, evrim
iddiasının akıl dışılığı ile bir kez daha yüzyüze geliriz. Çünkü evrim
teorisi, canlıların sadece tesadüfi değişikliklerin sonucunda ortaya
çıktıklarını iddia eder. Oysa yusufçuğun yaşadığı metamorfoz, tek bir
aşamasında bile en ufak bir hataya izin verilemeyecek son derece hassas
bir işlemdir. Bu aşamaların herhangi bir noktasında çıkacak ufacık bir
pürüz, metamorfozun tamamlanamamasına neden olacak ve dolayısıyla yusufçuğun
sakat kalmasıyla ya da ölmesiyle sonuçlanacaktır.
Metamorfoz tam anlamıyla "indirgenemez kompleks" bir süreçtir. Dolayısıyla
açık bir tasarım ispatıdır.
Kısacası, yusufçuğun metamorfozu, Allah'ın canlıları ne denli kusursuz
bir yaratılışla var ettiğini gösteren sayısız delilden biridir. Allah
tek bir böcekte muhteşem sanatını göstermektedir.
Uçuşun Mekaniği
Sineklerin kanatları, sinirler aracılığıyla iletilen elektrik sinyallarine
göre titreşir. Örneğin bir çekirgede her bir sinir sinyali, kanadı çalıştıran
kasın bir defa büzülmesine neden olmaktadır. 'Kaldırıcılar' ve 'indiriciler'
olarak adlandırılan iki karşıt kas grubu, zıt yönlerde çalışarak kanatların
yukarı-aşağı hareket etmelerini sağlar.
Çekirgeler kanatlarını saniyede 12-15
kez çırpar, ama küçük böcekler uçmak için aynı süre içinde daha sık
kanat hareketi yapar. Örneğin balarıları, eşek arıları ve sinekler saniyede
200-400 kez kanat çırparken bu sayı tatarcıklarda ve 1 mm. boyundaki
bazı parazitlerde 1000'e kadar çıkmaktadır.11 Saniyede bin kez kanat
çırpabilen, bu olağanüstü hareket sonucunda, yanmayan, aşınmayan, yıpranmayan
1 mm.lik bir uçuş makinesi, yaratılışın kusursuzluğunu gösteren açık
bir delildir.
Bu uçuş makinelerini biraz daha yakından
incelediğimizde ise, sahip oldukları tasarıma olan hayranlığımız daha
da artar.
Başta kanat çırpma hareketinin sinirler
aracılığıyla iletilen elektrik sinyallerine dayandığını söylemiştik.
Ancak bir sinir saniyede en fazla 200 sinyal yollayabilme kapasitesine
sahiptir. Öyleyse küçük uçucu böcekler saniyede 1000 kanat çırpışını
nasıl gerçekleştirir?
Saniyede 200 kez kanatlarını çırpan
sinekler, çekirgelerden farklı bir sinir/kas ilişkisine sahiptir. Her
10 kanat çırpışı için sinirden sadece 1 sinyal gelir. Ayrıca lifli kaslar
olarak adlandırılan kanat kasları, çekirgede bulunan kaslardan farklı
çalışmaktadır. Uyarıcı sinir sinyalleri kasların yalnızca uçuşa hazırlanmasını
düzenlemekte, kaslar belli bir gerilime ulaştıklarında kendi kendilerine
büzülmektedir.
Sinekler, arılar, eşek arıları gibi
bazı böcek türlerinde ise, kanat çırpmayı "otomatik" hale getiren bir
sistem vardır. Bu böceklerde uçuşu sağlayan kaslar, gövdedeki kemiklere
doğrudan bağlı değildir. Kanatlar göğse bir tür menteşe işlevi gören
bir eklemle bağlanır. Kanatları hareket ettiren kaslar da göğsün alt
ve üst yüzeylerine bağlı bulunmaktadır. Bu kaslar büzüldüğünde de göğüs
ters yönlerde gidip-gelmekte, böylece de kanatlar aşağıya çekilmektedir.
|
|
| Bazı sineklerin kanat çırpış sayıları
saniyede 1000'e kadar çıkabilir... Bu olağanüstü hareketi
saplamak için çok özel bir sistem yaratılmıştır. Kaslar
doğrudan kanatları değil, kanatların birer menteşe gibi
bağlandığı özel bir tabakayı oynatır. Bu kitin tabakası
tek bir hareketinde kanatların defalarca çırpılmasını sağlar. |
|
Bir grup kasın büzülmesi otomatik olarak karşıt bir kas grubunun gerilemesine
ve daha sonra da kendiliğinden büzülmesine yol açmaktadır. Yani bir
"otomatik sistem" söz konusudur. Böylece bir kez başlayan kanat hareketleri,
sistemi denetleyen sinirlerden tersi bir uyarıcı sinyal gelmedikçe kesintisiz
sürmektedir.12
Bu haliyle uçuş mekanizması, kurulma yoluyla yayı sıkıştırılan bir
saatin çalışmasına benzetilebilir. Parçalar öyle yerleştirilmiştir ki,
tek bir hareket, kanatların çok kolay bir biçimde çırpılmasını sağlamaktadır.
Burada kusursuz bir tasarım olduğunu görmemek imkansızdır. Allah'ın
kusursuz yaratışı, açıkça ortadadır.
|