Şimdi de daha basit bir deney yaparak arıların yaptıkları işlemleri farklı
bir örnekle inceleyelim. Bunun için bir dosya kağıdının üzerine, birkaç
kenarından başlayarak altıgenler çizmeye başlayın ve sayfanın ortasında
bu altıgenleri birleştirmeye çalışın. Ama bu sırada hiçbir birleşim noktasının
belli olmamasına özellikle dikkat edin. En önemlisi de bunu cetvel, gönye
gibi araçlar kullanmadan ve hiçbir hesaplama yapmadan başarmaya çalışın.
Bunun oldukça zor, hatta imkansız bir işlem olduğunu göreceksiniz. Bir
de üç-dört kişinin her birinin farklı noktalardan başlayarak böyle bir
çizimi aynı kağıt üzerinde tamamlamaya çalıştığını düşünecek olursak yapılması
istenen işlemin ne kadar zor olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Ayrıca şunu da hatırlatmak gerekir: Siz bu çizimi yaparken hata yaptığınızda,
hatalı çizimi silip yeniden yapma imkanına sahipsiniz. Ama arılar petekleri
örerken hatalı yapıp yeniden başlama gibi bir yöntem kullanmazlar. Onlar,
petekleri hiç hata yapmadan tek bir kerede örerler.
Bu örneklerde de görüldüğü gibi bir arının içinde bulunduğu şartlara
sadık kalarak, aynı mükemmellikte altıgenler yapmak, sonra da bunları
birleştirerek bir petek oluşturmak son derece zordur. Üstelik arıların
ilk ortaya çıktıkları andan itibaren ürettikleri kusursuz yapılı peteklerdeki
mucizeler sadece bu kadarla da sınırlı değildir.
|
|
Bir petek hücresine üstten bakıldığında,
tabanın 3 adet eşkenar dörtgenin birleşmesiyle yapıldığı görülür. |
|
Bu tasarımda dikkat edilmesi gereken ilk nokta petek hücrelerini oluşturan
altıgen prizmaların tabanlarında 3 adet eşkenar dörtgen bulunmasıdır.
Burada dikkat edilmesi gereken ikinci bir ayrıntı ise her bir petek
hücresinin, arka tarafta her zaman 3 hücrenin ortasına geçecek şekilde
tasarlanmış olduğudur. Petek hücrelerinin bu içiçe geçmiş yapısı, peteğe
maksimum dayanıklılık sağlamaktadır. Burada tabanda birleşen hücrelerin
adeta perçinlenmiş çelik bağlantılar gibi birbirlerine kaynatılmış olduğunu
söylemek de mümkündür.
|
|
|
|
|
Tabanları eşkenar
dörtgenlerden oluşan petek hücrelerinden 3 tanesi bir araya
geldiğinde, peteğin diğer yüzündeki bir hücrenin tabanı
da ortaya çıkmış olur. Böylece iki yüzdeki petekler adeta
birbirlerine kenetlenir ve tek parça sağlam bir yapı oluştururlar.
Arıların, tabanlarda inşa ettikleri bu eşkenar dörtgenlerin
açıları tam anlamıyla kusursuzdur.
|
|
Arıların petek yapımlarındaki kusursuz tasarımı inceleyen bilim adamları
3 petek hücresinin tabanlarının karşı taraftaki tek bir peteğin tabanı
olacak şekilde örülmesi sırasında yapılan akıl almaz matematik hesaplamaları
karşısında şaşkınlıklarını gizleyememişlerdir. Bu son derece karmaşık
matematik işlemleri gerektiren bir tasarımdır.
Tıpkı arıların yaptıkları gibi oldukça karışık olan bu hesabı yapan
bilim adamları biraz önce bahsedilen niteliklerin sağlanması için çok
hassas açılar ortaya koymuşlardır. Ünlü matematikçi Konig'in yaptığı
bu hesaba göre en kusursuz yapı için tabandaki bu açıların tam 109 derece
26 dakika ve 70 derece 34 dakika olması gerekmektedir.
Peki arıların kullandıkları açılar nedir? Yapılan ölçümlerde arıların
petek inşa ederken tamı tamına 109 derece 28 dakika ve 70 derece 32
dakikalık iki açı kullandıkları ve bu hesapta hiçbir zaman en ufak bir
sapma olmadığı görülmüştür. Bu elbette ki inanılmaz bir durumdur. Arılar
inanılmazı başarmakta ancak matematik dehalarının çözebileceği bir hesabın
altından kalkmaktadırlar.
Yalnız bu hesaplamayla birlikte arıların yaptıkları hesap, 1 derecenin
sadece 1/30'u (1 derece 60 dakika'dır. Peteklerle bulunan açı arasındaki
2 dakikalık fark 1/30 dereceye denk gelir) miktarında bir sapma göstermektedir.
Yani, arılar -dikkate almaya değmeyecek kadar bile olsa- bir hata payı
ile peteklerini örmektedirler.
Evet ortada 1/30 derecelik bir hata gözükmektedir. Bu fark sebebiyle
bilim adamları önceleri arıların tam olarak doğru açıyı tutturamadıklarını
ve mükemmel sonuca bir hata payı ile yaklaştıklarını düşünmüşlerdir.
Oysa işin en can alıcı noktası bu noktada ortaya çıkmaktadır. Çünkü
ortada arıların yaptığı bir hata yoktur.
Ünlü İskoç matematikçi Colin MacLaurin (1698-1746) aynı hesabı tekrar
yapmış ve ulaştığı sonucu bilim dünyasına açıkladığında büyük bir şaşkınlığa
neden olmuştur. Çünkü, MacLaurin, arıların kullandığı açının tamı tamına
doğru olduğunu, petekler üzerindeki ilk araştırmayı yapan Konig ve ekibinin,
hesaplarında kullandıkları logaritmik cetveldeki bir hata sebebiyle
yanlış sonuca vardıklarını ortaya koymuştur.
Kısacası anlaşılmıştır ki arıların ördükleri peteklerde en ufak bir
hata yoktur.136 1/30 derecelik hata arılara değil bilim adamlarına aittir.
|
CHARLES DARWIN BALARISI HAKKINDA NE
SÖYLEYEBİLİR Kİ?
  Darwin
ile bu küçük canlılar karşısında şaşkınlığa düşerek şöyle demişti,
"Balarısına dair ne söyleyebiliriz ki?
Arıların peteklerini mükemmel altıgen şekillerde
yapmalarına, serçelerin yuvalarını samandan inşa etmelerine (solda),
kunduzların baraj yapmalarına (ortada) veya tavşanların toprağı
kazıp yuva yapmalarına neden olan içgüdülerin tümü değişik hayvan
çeşitlerinin Allah tarafından yaratılmış olduklarının birer ispatıdır.
Bu tür davranışların her biri, tüm evreni bir plan doğrultusunda
var eden ve canlılara kusursuz yetenekler veren Allah'ın varlığının
delilleridir.
|
 |
Altıgen ve diğer geometrik şekillerde
yapılan petekler karşılaştırılacak olursa, birim hacimde alan
kullanımında altıgen peteklerin avantajı daha net görülecektir.
En az malzeme ile en fazla depolama altıgen şekil ile yapılmaktadır. |
|
Niçin Altıgen?
Görüldüğü
gibi petekler, çoğu insanın yapamayacağı kadar ince hesaplamalara dayanan
ve bu özellikleriyle bilim adamlarını hayretler içinde bırakan mimari
harikalardır.
Peteklerin yapısını inceleyen bilim adamları arıların petekleri neden
gelişigüzel şekillerde veya sekizgen, beşgen, üçgen olarak değil de
her zaman altıgen olarak inşa ettikleri konusu üzerinde oldukça detaylı
araştırmalar yapmışlardır.
Bu sorunun cevabını Animal Architecture kitabının yazarı, aynı zamanda
arılar konusunda dünyanın en tanınmış bilim adamı olarak bilinen Karl
von Frisch şöyle vermektedir:
Petekler altıgen yerine örneğin daire veya beşgen şeklinde inşa edilseydi
arada kullanılmayan bölgeler ortaya çıkacak, böylece hem daha az bal
depolanabilecek hem de araları doldurmak için boş yere balmumu harcanacaktı.
Derinlikleri aynı olduğu sürece üçgen ve dörtgen hücrelerde de altıgen
hücrelerdeki kadar bal depo edilebilirdi. Ancak bu şekillerden çevresi
en kısa olan altıgendir. Aynı hacime sahip olmasına rağmen, altıgen
hücreler için kullanılan malzeme üçgen veya dörtgen için kullanılandan
daha az olacaktır. Bu durumda şu sonuca varılır: Altıgen hücre, en çok
miktarda bal depolarken, inşası için en az balmumu gerektiren şekildir.
Yani arı, olabilecek en uygun şekli kullanmaktadır. Arıların altı köşeli
hücreleri kullanışlı bir tasarımdır. Hücreler birbirine uygun ve duvarları
ortaktır. Bu, en az balmumuyla en fazla depolama yerini sağlar. Aynı
zamanda bu hücreler çok dayanıklıdır. Kendi ağırlıklarının birkaç katını
taşıyabilirler. 137
Yukarıdaki alıntıda Karl von Frisch, "Neden altıgen?" sorusunun
cevabını açık olarak vermektedir. Ama asıl cevap verilmesi gereken arıların
bunu nasıl keşfettikleridir. Peteklerdeki bu kusursuz tasarımın arılar
tarafından hayali evrim süreci içinde yavaş yavaş geliştirilemeyeceğini
anlamak için sadece sağduyulu bir insan olmak yeterlidir. Bir arının
bir gün beşgen petek yapıp, daha sonraki gün üçgen deneyip, bir süre
böyle devam edip, daha sonraki günlerde, yıllarda veya yüzyıllarda altıgenin
petek yapımında en karlı şekil olduğunu anlayıp, bunda karar kıldığı
gibi bir senaryoyu düşünmek bile son derece saçmadır. Böyle bir şeyi
iddia etmek, arıların en az insanlar kadar akıl ve bilinç sahibi varlıklar
olduğunu iddia etmektir. Ki bu iddianın kabul edilmesi de aklen ve vicdanen
mümkün değildir.
Arılar Allah tarafından yaratılmışlardır. Evrimsel bir süreç geçirmemişlerdir.
Hiçbir şekilde değişime uğramamışlardır. İlk yaratıldıkları andaki özellikleri
neyse günümüzdeki özellikleri de odur.
Sonuç
Bu kitap boyunca incelediğimiz gibi, arıların yaptıkları çoğu iş insanlar
için son derece hayranlık vericidir. Birkaç haftalık kısa bir yaşam
süresi olan balarıları sırayla bir işten diğerine geçerek kovandaki
tüm işleri yaparlar. Yavru bakımından petek inşasına, besin bulmadan
bal üretimine kadar her işi başarırlar.
Bu şaşırtıcı işleri başaran bir balarısının sinir sisteminde 7000 dolayında
sinir hücresi bulunur. Oysa bir insanın sinir hücreleri sayısı bunun
2 milyon katıdır.138 Buna karşılık balarısı, kitabın başından beri bir
kısmını ayrıntılı olarak incelediğimiz, insanları hayrete düşüren şu
işleri kusursuzca yapabilmektedir:
-Kovanda bir dizi karmaşık işi yapar: Yavruları besleme, temizlik yapma,
havalandırma, onarma, yarıkları kaplama gibi;
-Özellikle dost ve düşman arıları ayırt edebilir.
-Güneş'in açısına göre yön belirleyebilir.
-Ultraviyole ışınlarını fark edebilir.
-Taşıdığı polen (çiçektozu) ağırlığını hesaplayabilir.
-Göğün parlaklığına, yeryüzündeki işaretlere bakarak ve yolu üzerindeki
kokuları algılayarak doğru bir uçuş rotası tutturabilir.
-Uçuş sırasında katettiği uzaklığı hesap edebilir.
-Besin bırakmak için kovanın en uygun bölümünü tespit edebilir.
-Kovanda yapılan dansta hareketlerin frekansını ölçebilir ve bu yolla
yiyecek kaynağının uzaklığını anlayabilir.
-Dikine konulmuş bir kovanda dans edildiğinde Güneş ile yiyecek kaynağı
arasındaki açıyı hesaplayabilir.
-Son derece kusursuz düzgünlükte altıgen petekler inşa edebilir…
Ancak yukarıda saydığımız işlerin tümünü birden yapabilen bu canlılarla
ilgili bir noktaya dikkat çekmekte fayda vardır: Bütün bunları başaran
bir balarısının beynindeki sinir hücrelerinin toplam sayısı, yetişkin
bir insanın Latince balarısı (apis mellifica) kelimelerini söylemek
için kullandığı sinir hücresi sayısından daha azdır.139 Bir balarısının
toplam beyin hacmi 0.74 milimetre küptür.140 Hatta kovanın en hayati
arısı olan kraliçenin beyni ise -iri cüssesine rağmen- daha da küçüktür:
0.71 milimetre küp. İşte bu bilgilerden karşımıza çıkan sonuç şudur:
Arıların yaptıkları işlerin beyin kapasiteleriyle bir bağlantısı yoktur.
Onlara tüm bu kusursuz yetenekler "verilmiş"tir.
Şimdi bütün bu bilgileri tekrar düşünelim. Arılara, bu olağanüstü özellikleri
kim vermiştir? İnsanların yapamayacakları hesapları yapabilen, sayısız
özellikle donatılmış bu canlılar, nasıl var olmuşlardır? Bu hayvanlar
nasıl olur da, dünyaya gelir gelmez, hiçbir eğitim almadan, inanılmaz
işler başarırlar? Dahası, görevlerini toplumsal bir düzen içinde nasıl
olur da kusursuzca yerine getirirler? Sahip oldukları organizasyon ancak
çok üstün bir akıl tarafından yapılabilecek kadar kusursuzdur. Peki
bu şuursuz canlılar nasıl böyle bir organizasyonu gerçekleştirebilirler?
İşte bu sorular üzerinde düşündüğümüzde karşımıza çıkan tek bir gerçek
vardır: Arılara bu özellikleri, bu şaşırtıcı yetenekleri veren sonsuz
kudret sahibi olan Allah'tır. Allah yarattığı tüm canlılarda oluduğu
gibi arılarda da sınırsız ilmini ve örneksiz yaratışını bizlere göstermektedir.
Bu yaratılışa şahit olan insan için yapacak tek şey, herşeyin hakimi
olan Rabbini yüceltmek ve O'na teslim olmaktır.
…O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak
benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)
(Hud Suresi, 56)