İşçi Arıların Hayatlarındaki Önemli Dönemler
Birinci Dönem: Kuluçka Temizleyicisi
Arılar
İşçi arılar dünyaya gözlerini açar açmaz şaşırtıcı bir şekilde kovan
içindeki işlere destek olmaya başlarlar. Onlara yapacakları işi öğreten,
yol gösteren eğitmenler bulunmaz. Yumurtadan ilk çıktıkları andan itibaren
bilinçli bir şekilde hareket ederler. Her arının görevi bellidir. Hiçbir
karışıklık çıkmadan, on binlerce arı tam bir uyum içinde hareket eder
ve kovandaki düzeni kısa bir süre içinde sağlar.
Bir işçi arının kovandaki ilk görevi temizliktir. Pupadan çıkan arı
hemen temizliğe başlar. Öncelikle kendi hücresinden başlayarak ilk iki
gün boyunca kuluçka hücrelerini temizler. Kraliçe arı sürekli yumurtladığı
için yeni hücrelere ihtiyaç vardır. Bu nedenle boşalan hücrelerin hemen
temizlenerek yeni yumurtalar için hazırlanması gerekmektedir. İşçi arı
temizleyeceği hücrenin içine girer bazen dakikalarca içeride kalır.
Bütün hücre duvarlarını yalayarak özenle temizler. İşçi arılar kovandaki
ilk iki günlerini temizlik dışında kovanı tanımak için içeride dolaşarak
da geçirirler. Yaşamlarının daha sonraki bölümlerinde de işçi arılar
kovanın genel temizliğinden sorumlu olacaklardır.
 |
Hücresine ilk çıktığında arının
vücudu adeta suya düşmüş gibi ıslaktır. Tüyleri birbirine
yapışıktır. Öncelikle ayaklarıyla bu tüyleri düzene koyar.
Bundan sonra hemen temizliğe girişir. İlk olarak kendisinin
çıktığı hücreden başlamak üzere kuluçka hücrelerini temizleyerek,
kraliçenin yeniden yumurtlayabileceği hale getirir.
|
|
|
İşçi arıların
en önemli görevlerinden biri kovan temizliğidir.
Yandaki resimde larvaların boşalttıkları
hücrelerin kapaklarını açarak, kraliçenin yumurtlaması için
bu hücrelerin uygun olup olmadığını kontrol eden ve temizlik
işiyle ilgilenen işçi arılar görülmektedir. |
 |
|
İkinci dönem: Larva Bakıcısı Arılar
İşçi arılar hayatlarının 3. gününden itibaren larvaları besleme işini
üstlenirler. Bu konuyla ilgili her türlü detayla özenli bir şekilde ilgilenirler.
Arı larvalarının bakımı diğer pek çok canlı türüne oranla daha fazla
özen ve dikkat ister. Burada önemli olan nokta larvaların beslenme şekillerinin
şartlara göre değişiklik göstermesidir. Larvanın yaşı, ileride kovan içinde
ne gibi bir görevinin olacağı gibi etmenler bu beslenme üzerinde rol oynar.
Dadı arılar özel bir beslenme listesine uyarak larvaların bakımını yaparlar.
Arılardaki larva bakımı, larvaların yaşlarına göre iki aşamalı olarak
gerçekleşir.
1) İşçi arılar hayatlarının 3.-5. günlerini "larvalardan üç gününü
doldurmuş olanları" beslemekle geçirirler. Onları, polen ve balı
karıştırarak yaptıkları 'arı ekmeği' adı verilen besin ile doyururlar.
3 günlük olmayan larvalar arı ekmeğini sindiremedikleri için, onları
da farklı bir yiyecekle beslerler.
|
|
Kovanda bulunan larvaların
her birinin beslenme şekli, yaşlarına ve kovan içinde alacakları
göreve göre değişiklik gösterir. Buna rağmen işçi arılar
binlerce arı larvasını hiç karışıklık çıkmadan bir düzen
içinde beslerler. Hücrelerdeki larvaları gün boyunca ziyaret
eden işçi arılar, larvalara son derece özenli bir bakım
uygularlar. |
 |
|
2) Yumurtadan yeni çıkmış larvaların besinleri işçi arıların salgıladığı
bir tür süttür. İşçi arılar gelişimlerinin 6. gününe girdiklerinde kafalarının
üzerinde bulunan bir çift bez faaliyete geçer. Dadı bezi olarak adlandırılan
bu organdan "arı sütü" veya "royal jelly" (kraliyet
jölesi) adı verilen bir sıvı salgılanır. İşte bu sıvı 1-3 günlük arıların
besinidir. Arı sütü bilim adamlarını hayretler içinde bırakan çok özel
bir maddedir. Çünkü bir larvanın kraliçe veya işçi arı olması tamamen
işçi arıların salgıladıkları bu maddeye bağlıdır. Bakıcılar, larvaları
sadece yumurtadan çıktıkları ilk 3 gün arı sütü ile beslerler. Larva -yukarıda
da belirttiğimiz gibi- daha sonra arı ekmeği verilerek beslenir. Ancak
kraliçe adayı olan larvalara hiçbir zaman arı ekmeği verilmez. Kraliçelere
diğer arılardan farklı olarak larva dönemi boyunca (6 gün süreyle) arı
sütü verilir.
Üçüncü Dönem: İnşaat İşçileri Görev Başında
10. günden itibaren arılar kovan dışına çıkarak çevre hakkında bilgi
edinirler. Bu onların kovanı ilk terk edişleridir. Bu arada işçilerin
karnındaki balmumu bezleri gelişmeye başlar ve . günlerinde olgunlaşarak
balmumu üretecek hale gelirler. Dadı bezleri ise artık faaliyetlerini
durdurmuştur. günlük olan işçiler, arı yavrularını beslemeyi keserler
ve birbirine eşit altıgenlerden oluşan peteğin inşaasına koyulurlar. (Bu
konu son derece önemli olduğu için kitabın bundan sonraki bölümlerinde
ayrıntılı bir biçimde incelenecektir.)
Arıların kovan içinde sürekli olarak petek inşa etmeleri gerekmez. Ancak
yaşadıkları yer ihtiyaçlarını karşılamadığında veya başka bir yere göç
ettiklerinde yeni petekler örerler. Bunun dışında balmumunu genellikle
petek tamiratında kullanırlar ki, bu iş çok fazla vakitlerini almaz. Bu
dönemde arılar çok önemli üç iş daha yaparlar.
| Besinle yüklü bir şekilde kovana
dönen arılar, topladıkları besinleri diğer arılara dağıtır
ya da peteklere depolarlar. |
 |
|
Bunlardan ikisi, dışarıdan getirilen yiyecekleri diğer arılara dağıtmak
ve petek hücrelerine depolamaktır. Arılar kovana dönen nektar toplayıcılarından
balı alır, bunu aç arkadaşlarına bölüştürür veya duruma göre bal odalarına
depo ederler.
Kovandaki Büyük Temizlik
İşçi arıların aynı dönemde yaptıkları üçüncü iş ise kovan temizliğidir.
Temizlik, kovan sağlığı açısından çok önemlidir. Bu yaştaki arılar, hücrelerden
yeni çıkan arıların geride bıraktıkları parçaları, işi biten petek kapakçıklarını,
kovan içinde ölmüş olan arıların cesetlerini ve buna benzer pek çok yabancı
maddeyi kovanın çıkışına sürükler ve metrelerce uçarak kovandan uzağa
atarlar.
Ancak eğer kovan içinde bulunan şey taşıyamayacakları kadar büyükse bunu
"propolis" adı verilen bir madde ile kaplarlar. Arılar propolisi
bazı ağaçların yapışkan tomurcuklarından alt çeneleri yardımıyla kemirdikleri
reçineye ağız salgılarını ekleyerek üretir. Daha sonra arka ayaklarındaki
özel keselere yerleştirerek kovana taşırlar. Arı reçinası da denen propolisin
özelliği içinde bakteri barınamamasıdır.
Arılar propolisin antibakteriyel özelliğinden çok isabetli bir şekilde
yararlanırlar. Kovan içinde öldürdükleri ve dışarı taşıyamayacakları kadar
büyük olan böcekleri propolisle kaplayarak bir nevi mumyalama işlemi yaparlar.
|
|
Arılar reçineyi yandaki çizimlerde
ve yukarıdaki resimde görüldüğü gibi çenelerini kullanarak
ağaçlardan kazır. |
|
Son cümle dikkatle üzerinde düşünülerek okunduğunda şaşırtıcı ayrıntılar
taşıdığı görülecektir. Bu ayrıntıların tam anlaşılması için arıların
propolosi kullanma şeklini ve yaptıkları işlemleri sırasıyla düşünelim.
Öncelikle arılar bir canlı öldüğünde bedeninde bozulmaların olacağını
ve ortaya çıkan maddelerin kovandaki canlılara zarar verebileceğini bilmektedirler.
Ayrıca bu bozulmayı engellemek için ölen canlının özel bir kimyasal işleme
tabi tutulması gerektiğinin de farkındadırlar. Mumyalama işlemi için de
bakteri barındırmama özelliğine sahip bir madde olan propolisi kullanmaktadırlar.
Buraya
kadar sıralanmış olan bilgiler ışığında düşünerek şu soruları soralım:
Acaba arılar bir canlıda meydana gelebilecek bozulmaları ve bu bozulmanın
zararlı etkilerini nasıl yok edebileceklerini nereden bilmektedirler?
Üstelik sadece bunları bilmekle kalmayıp propolis gibi bir maddeyi kullanıma
geçirmeyi nasıl akletmiş olabilirler? Arılara bunu öğreten kimdir? Bu
maddeyi arılar nasıl keşfetmişlerdir? Formülünü nasıl bulup, üretime nasıl
geçmişlerdir? Bu formülün bilgisini diğer koloni üyelerine ve kendilerinden
sonra gelen nesillere nasıl aktarmışlardır?
Mumyalama işlemi, antiseptik maddenin içeriği ve üretimi veya nerelerde
kullanılacağı gibi konularda arıların bir bilgisinin olamayacağı ve vücutlarında
bunları üretebilecekleri bir sistemi de kendilerinin meydana getiremeyeceği
açıktır. Bütün bunları arılar kendi kendilerine akledemezler. Her aşamasında
belli bir akıl ve bilgi gerektiren bu işlemleri arılar tesadüfen de öğrenmiş
değildirler. Çünkü tesadüfler, şuurlu ve akılcı hareketler ortaya çıkaramazlar.
Bunlar, tüm bu işlemlerin nasıl yapılacağının arılara başka bir Akıl
tarafından öğretilmiş olduğunu gösterir. Bu bilgilerin tümü arılara yaratıcıları
olan Allah tarafından ilham edilmektedir. Yeryüzündeki herşey gibi arılar
da Melik (bütün kainatın sahibi ve mutlak surette hükümdarı) olan Allah'a
boyun eğmişlerdir:
Hak Melik olan Allah pek yücedir. O'ndan
başka ilah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbi'dir. (Mü'minun Suresi, 116)
Propolisin Çok Yönlü Kullanımı
Arı reçinesinin (propolisin) diğer bir kullanım yeri ise kovan inşaatıdır.
Arılar kovandaki çatlak ve delikleri bu maddeyle sıvarlar. Ayrıca sıcaklığın
çok yüksek olduğu bazı volkanik arazilerde (İtalya'nın güneyindeki Salerno
arazileri gibi) peteklerin erimemesi için, petek hammaddesi olan balmumuna
reçine ekleyerek balmumunun dayanıklılığını artırdıkları da gözlenmiştir.
Kovan içinde değişik alanlarda kullanılan propolisin toplanması ve taşınması
gibi konularda arılar arasında tam anlamıyla bir işbölümü vardır. Propolis
taşıyan arının kovana dönüşü polen taşıyan bir arınınkinden farklıdır.
Polen taşıyıcısı yükünü koymak için boş bir hücre arar. Propolis taşıyıcısı
ise hemen bu maddeye ihtiyaç duyulan inşaat alanına gider ve topladığı
maddeyi diğer arılara gösterir. İşçiler propolise ihtiyaç duyduklarında,
taşıyıcının yanına giderler ve gereken miktarda maddeyi torbanın içinden
alırlar. Hemen balmumu ile karıştırarak yapışkan bir tutkal haline getirirler
ve inşaat işlemlerinde kullanırlar. Burada dikkat çekici olan nokta propolis
taşıyıcısı arının inşaat işine karışmaması ve bu işle uğraşan arkadaşlarının
yükünü almalarını beklemesidir.24 Arı kolonilerindeki her üyenin belli
bir işi vardır. Herkes kendi göreviyle ilgilenir, sadece bir iş aksadığında
diğer arılar aksayan işlere destek olur. Bu nedenle arı reçineyi hem toplayıp
hem yamamakla veya mumyalamakla, hem de mumyaladığını dışarı taşımakla
uğraşmaz. Kovandaki işçi arıların tümü bu işlerin her birini yapabilecek
yeteneklere sahip olsalar da, sadece kendi işlerini en iyi şekilde yapıp,
diğer işleri o konuda görevlendirilmiş arkadaşlarına bırakırlar.
İşçi arıların hayatları incelenirken unutulmaması gereken çok önemli
bir nokta vardır. 5-6 haftalık yaşamları boyunca işçi arılarda gerçekleşen
görev değişikliklerinin tümü vücutlarında meydana gelen değişimlere bağlıdır.
Bazı bezler etkisizleşirken, yeni bezler ortaya çıkmakta ve farklı bir
görev için harekete geçmektedir. Örneğin arıların petek yapma dönemlerinde
balmumu bezleri gelişir, dadılık dönemlerinde ise larvalar için besin
üreten bezleri gelişir. Gardiyanlık dönemleri geldiğindeyse işçi arıların
vücutlarındaki salgı bezleri birdenbire zehir salgılamaya başlar. Eğer
tesadüfi bir gelişim söz konusu olsaydı, pek çok problem yaşanırdı; daha
doğrusu tesadüfi bir gelişimle böyle düzenli bir sistemin meydana gelmesi
asla mümkün olmazdı. Örneğin larva besleme döneminde işçi arıların vücudundan
arı sütü yerine zehir salgılanabilirdi. Bu durumda larvaların tümü ölür
ve arıların da soyu tükenirdi. Ama bütün bu görev değişimleri sırasında
hiçbir problem çıkmaz. Herşey çok kontrollü bir şekilde, kusursuz bir
düzen içinde gerçekleşir.
İşçi arılar hayatlarının dördüncü dönemlerinde yine bir görev değişikliği
yaşarlar.
Dördüncü Dönem: Kovan Bekçileri
Arılar hayatlarının dördüncü dönemlerinde kovan girişinde nöbetçilik
yaparlar. Vücutlarında bir değişim olur; iğne bezleri gelişir ve zehir
üretmeye başlar. İşte bu dönemdeki arılar, kovan kapısında nöbet tutarak
davetsiz misafirlerin içeri girmesini engellerler. Gelen her canlı -arılar
bile- kapıdaki nöbetçinin kontrolünden geçerek içeri girebilir. Nöbetçi
arının yerinden ayrılması durumunda ise hemen başka bir işçi arı gelir
ve kovan kapısındaki nöbeti devralır.
Arıların kovan bekçiliğini, sınır kapılarında giriş yapmaya çalışanlara
uygulanan kontrollere benzetebiliriz. Bir ülkenin sınır güvenliği çok
önemlidir. Bu nedenle alınan güvenlik önlemleri son derece fazladır. Aynı
şekilde kovanlardaki güvenlik önlemleri de son derece sıkıdır. Gardiyan
arılar kovana yabancı girişine hiçbir şekilde izin vermezler.
 |
Solda; Kovan kapısı önünde bekleyen
bir gardiyan arı.
Sağda; Saldırı kokusunu kovana yayan işçiler. |
 |
|
Bütün arılar dış görünüş olarak birbirlerine çok benzemelerine rağmen
kovana giren yabancı arılar hemen teşhis edilir. Bu ayrımı arıların nasıl
yaptığını araştıran bilim adamları şaşırtıcı sonuçlar elde etmişlerdir.
Arıların birbirini tanımasındaki en önemli etken kovan kokusudur. Her
arı kolonisinin kendine özgü, diğer kovanlardan onları ayıran bir kovan
kokusu vardır. Arılar birbirlerini bu koku sayesinde ayırt ederler. Kovan
kokusunu taşımayan canlılar kovan için tehlike demektir. Bu nedenle kovandan
olmayan her canlı, hiç ayrım yapılmadan, kapıdaki nöbetçilerin saldırısına
uğrar.
Başka bir kovana girmeye çalışan arılar farklı kokuları nedeniyle nöbetçiler
tarafından hemen teşhis edilirler ve yine nöbetçiler tarafından kovandan
dışarı atılırlar ya da öldürülürler.
Yabancı bir canlı, kovan girişinde göründüğü zaman, nöbetçi arılar hemen
sert tepkiler vermeye başlarlar. Kovan dışından olduğu tespit edilen davetsiz
misafire karşı nöbetçiler zehirli iğnelerini kullanırlar. Nöbetçi arıların
ilk hamlesinin hemen ardından genelde diğer kovan üyeleri de saldırıya
katılırlar.
   |
Kovan kokusunu taşımamasına rağmen
kovana girmeye çalışan canlılar gardiyan arıların saldırısına
uğrar ve kovandan atılır. |
|
Kovandaki kitlesel saldırıyı ateşleyen sinyal, yabancıya saldıran nöbetçi
arının iğnesinden salgılanan kokulu bir kimyasaldır. Bazı durumlarda saldırıyı
başlatan kokuların salgılanmasının yanısıra huzursuz olan hayvandaki karakteristik
duruş ve uçuş tipleri de kovandaki diğer arılar için alarm sinyali anlamına
gelir. Alarm sinyallerinin yayılmasının ardından yüzlerce arı kovan kapısına
birikir. Nöbetçi arıdan yayılan koku ne kadar kuvvetli olursa, arılar
da o kadar heyecanlı ve savaşçı olurlar.
| Kovan saldırıya uğradığında gardiyan
arılar hemen kokulu bir madde salgılar (yanda). Bu koku
ve arıların duruş biçimi tüm kovanı harekete geçirir. İşçi
arılar kendi hayatları pahasına savunur. |
 |
|
Arıların anlaşmasında son derece önemli bir yeri olan bu özel kokular,
arılar ilk ortaya çıktıklarından beri kullanılmaktadır. Arılar Allah'ın
kendileri için yaratmış olduğu özel tasarımlara sahip bedenlerinde bu
kokuları üretmekte ve bu yolla aralarındaki iletişimi sürdürebilmektedirler.
İşçi Arıların Fedakarlığı
 |
Bir balarısı soktuğu zaman, iğnesindeki
çengeller kurbanın etine saplanır ve sonuçta tüm iğne takımı
yerinden sökülür ve arı ölümcül şekilde yaralanır. Saldıran
arı ayrıldıktan sonra bile, kaslar çengelleri daha da içeri
sokacak ve yaranın içine zehir pompalayacak şekilde kasılmaya
devam edecektir. Sağdaki resimde arınının bıraktığı iğne
görülmektedir. |
|
|
Gardiyanlık yaptıkları bu dönemde işçi arılar aslında kendi hayatlarını
riske atmaktadırlar. Çünkü düşmana saldıran arı, iğnesini geri çekemediği
zaman ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Balarılarının iğnesi bir
kirpinin dikeni gibi küçük oklara sahiptir. Bu yapısı nedeniyle iğne birçok
hayvanın etinden geri çekilemeyebilir. Nöbetçi arılar iğnelerini ancak
başka bir arıyı ya da bazı hayvanları soktuklarında geri çekebilirler
ve kendilerine bir zarar gelmez. Ama özellikle insanları soktuktan sonra
uçmaya çalışırken arıların iğneleri soktukları yerde takılı kalır ve arının
karnının arka tarafı yırtılır. Karnın yırtılmış kısmında, zehir salgısı
ve onu kontrol eden sinirler vardır. İç organlarındaki bu tahribat sonucunda
arı ölür. Ölen arıdan kopan salgı bezinin başka bir özelliği de, arının
vücudundan ayrılmış olmasına rağmen kurbanının yarasına belli bir süre
daha zehir pompalamaya devam etmesidir.
 |
Yandaki çizimde, kaslar, zehir
kesesi gibi yapıların bulundugu, arının iğne takımı görülüyor |
Kovanın korunması bütün koloniyi ilgilendiren önemli bir sorumluluktur.
Nöbetçi arılar da bu sorumluluğu kendi hayatlarını tehlikeye atarak yerine
getirirler. Kovandaki her arı, zamanı gelip de nöbetçilik görevini devraldığında
aynı şekilde hareket eder ve kendi canı pahasına da olsa kovanı korur.
Arıların bu fedakar tavırları, evrim savunucularının doğada bir "yaşam
savaşı" olduğu, her canlının yalnızca kendi soyunu korumaya çalıştığı
yönündeki iddialarını yalanlamaktadır.
Arıların Fedakar Davranışlarının Gerçek Nedeni
Evrim teorisinin "hayatta kalma mücadelesi" tezine göre fedakarlık,
açıklanması imkansız bir davranıştır. Evrimcilerin iddiaları canlıların
kendilerini korumak ve hayatta kalabilmek için savaştıkları doğrultusundadır.
Oysa doğanın sadece savaşan bireylerden oluştuğunu söylemek mümkün değildir.
Çünkü canlılar arasında yardımlaşma, fedakarlık gibi pek çok davranış
vardır. Bu durum karşısında bazı evrimciler canlıların tüm neslin devamı
için kendilerini feda ettiklerini, yani bu işten çıkarları olduğu için
fedakarlık yaptıklarını iddia ederler. Elbette bu iddia kendi içinde pek
çok çelişkiyi barındırmaktadır.
Örneğin nöbetçi arılar çoğu zaman kendilerinden çok daha büyük olan eşekarısı
gibi canlıların üzerine hiç düşünmeden atılırlar ve savaşırlar. Arıların
bütün bunları kendi kendilerini düşünerek yaptıklarını ve bundan bir çıkarlarının
olduğunu iddia etmek cevaplanması gereken bazı soruları da beraberinde
getirecektir. Arılar bunu yaparken acaba "kolonideki yavruların korunması"
gibi bir mantık yürütebilirler mi? Arıların geçmiş-gelecek gibi kavramları,
bunlara yönelik kaygı ve beklentileri olabilir mi? İşçi arıların kovan
savunması yaparken ölmelerinde ne gibi bir çıkarları olabilir?
Elbette ki arıların mantık yürütmesi söz konusu değildir. Arıların bu
işten hiçbir çıkarları da yoktur. Zaten çıkarları olsa bile kendi hayatlarını
tehlikeye atmalarının bir anlamı yoktur. Nöbetçi arılar sadece kovanı
koruma görevi kendilerine verildiği için böyle yaparlar.
Hiçbir akla ve şuura sahip olmayan canlıların bir plan belirleyip, ona
göre hareket etmesi, örnek yardımlaşmalar sergilemesi, özveride bulunması
tesadüfen meydana gelecek davranışlar değildir. Bunların o canlıya öğretilmiş,
diğer bir deyişle Allah tarafından ilham edilmiş olması gerekir.
Bu kitabın konusu olan arılar da yeryüzündeki diğer canlılar gibi Allah'ın
ilhamıyla hareket eder. Evrendeki tüm canlılar, atlar, kuşlar, böcekler,
ağaçlar, çiçekler, kaplanlar, filler Allah'a boyun eğmişdir. Yaptıkları
her hareketi Allah'ın ilhamıyla yapmaktadırlar. Allah Hud Suresi'nde canlılar
üzerindeki hakimiyetini bize şöyle bildirmektedir:
...O'nun alnından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı
yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerindedir (dosdoğru
yolda olanı korumaktadır). (Hud Suresi, 56)
Beşinci Dönem: Besin Toplayıcısı Arılar
İşçi balarılarının hayatlarının son dönemlerindeki görevleri besin toplamaktır.
İhtiyaçları olan tüm besin maddelerini çiçeklerden temin ettikleri polen
(çiçek tozu) ve nektar (bal özü) sayesinde karşılarlar. Polen protein
yönünden zengin bir maddedir, nektar ise hem enerji kaynağıdır, hem de
balın ana maddesidir. Arılar kışın besin bulamayacakları için kovanlarına
bal depo ederler. Kış için ayrıca polen depo edilmez, yalnız yağmurlu
havalarda kullanılmak üzere yavru arılara yetecek kadar polen biriktirilir.28
|
BALARILARINDA SAVUNMA STRATEJİSİ: DÜŞMANI YOK
ETMEK İÇİN ISI KULLANMA
 Avrupa'dan
getirilen balarıları için, Japonya'daki eşek arıları tam bir baş
belasıdır. Yağma için kovana saldıran 30 eşek arısı, üç saat içinde
tam 30.000 balarısını öldürebilir. Ancak yerli balarıları yaban
arılarına karşı mükemmel bir savunma mekanizmasına sahip olarak
yaratılmışlardır. Bir eşek arısı, yeni bir arı kolonisi keşfettiğinde,
bunu hemcinslerine duyurmak için özel bir koku salgılar. Kokuyu
balarıları da algıladığından, kovanı savunmak üzere hemen girişe
toplanmaya başlarlar. Bir eşek arısı yaklaştığında 500 balarısı
havalananıp hemen eşek arısınının etrafını sararlar. Bedenlerini
hızla titreştirmeye başlarlar. Bu hareket arıların vücut ısılarınının
artmasına neden olur. Bu esnada eşek arısı adeta bir fırında pişiriliyormuşçasına
ısınır ve sonunda kavrularak ölür.
Bu türden bir saldırının, ısıya duyarlı filmle çekilmiş fotoğrafında,
görünen beyaz bölgelerdeki sıcaklık 50 °C'ye kadar çıkmaktadır.
Balarılarının dayanabildiği bu sıcaklık eşek arıları için ölüm demektir.
|
 Arılar
çiçeklerden topladıkları poleni doğrudan doğruya kullanmaz, "arı
poleni" veya "arı ekmeği" adı verilen bir maddeye dönüştürürler.
Bu dönüşüm çiçeklerden toplanan polenlere nektarla birlikte bazı enzimlerin
eklenmesiyle sağlanır. Elde edilen bu madde sadece beslenme için kullanılır.
Polen ve nektar toplama görevi 21 günlük işçi arılara düşmektedir. Bu
aşamada artık balmumu yapmaya yarayan mum bezleri mum salgılamayı durdurur.
İşçi arılar kovan dışına çıkarak yeni ve tehlikeli görevlerine başlarlar.
Çiçekler arasında dolaşma görevi tehlikelidir çünkü arıların bütün düşmanları
(örümcekler, yusufçuklar gibi) dışarıdadır. Aynı zamanda arılar, kovan
ve yiyecek kaynağı arasında sürekli uçuş halinde oldukları için de bu
görev oldukça yorucudur. Uçuş kasları yıpranan arılar kısa bir süre sonra
ölürler.
Arıların vücutları polen ve nektar toplamak için tasarlanmış özel sistemlerle
donatılmıştır. Arılar, nektarı bal kesesine doldurmak için yutar. Polenler
ise nektar gibi yutulmaz, kümeler halinde arıların arka bacaklarının yan
taraflarına yapışık olarak açıkta kovana taşınır.
|