|
 |
Arıların çevreyi tanımak için yüzey şekillerinden
yararlandıklarını kanıtlamak amacıyla yapılan bir deneyde yiyecek
aramaya çıkan arılara önce üst sol köşedeki yiyecek kaynağı tanıtılmıştır.
Daha sonra, arılar gösterilen kaynaktan yiyecek toplamak üzere
kovandan ayrılır ayrılmaz yakalanıp sağ alttaki noktaya getirilmiş
ve burada tekrar serbest bırakılmışlardır. Yiyecek kaynağı doğrudan
gözükmüyor olsa bile, arılar doğru yöne doğru, yani daha önce
tanıtılan yiyecek kaynağına doğru gidebilmişlerdir.
|
O halde arılara bu bilinçli davranışları öğreten kimdir? Arılar bu davranışları
diğer arılardan öğrenmezler, yaşamlarında böyle bir eğitim dönemine rastlanmaz.
Onlar tüm bunları zaten bilerek, zamanı geldiğinde uygulayabilecek şekilde
dünyaya gelirler. Ve bu durum yeryüzünün her yerinde, milyonlarca yıldır
yaşayan tüm balarıları için geçerlidir.
Bu durumda vicdan sahibi bir insanın asla inkar edemeyeceği büyük bir
gerçekle karşı karşıya olduğumuzu görürüz: Tüm canlıların Yaratıcısı olan
Allah, balarılarını da kusursuzca var etmiş ve onlara böylesine bilinçli
davranışları öğretmiştir. Balarıları Nahl Suresi'nde haber verildiği gibi
Rableri'nin kendilerine ilhamı ile hareket etmektedirler.
Arıların dans ederek yaptıkları tarifin öneminin tam olarak anlaşılması
için kovan içinde arıların yaptıkları hareketlerin ve ortamın düşünülmesi
gerekmektedir. Evrimci bir yazar olan Marian Stamp Dawkins, Hayvanların
Sessiz Dünyası adlı kitabında arıların bu tarifi nasıl yaptıklarından
şöyle bahsetmektedir:
Arıların sorunu danslarını içerisi karanlık olan, ne yiyeceğin ne de
Güneş'in görülebildiği bir kovan içinde yapmalarıdır. Sadece bu da değil.
Arılar düşey konumdaki bir peteğin üstünde dans ederler.
|
Cüce balarıları olarak adlandırılan bir balarısı
türü kovanlarını her zaman açıkta yaparlar. Besin kaynağı bulduklarında
da, genellikle arılar ile kaplı kovanlarının tepesinde dans ederler.(yanda)
Bu arılar da 8 danslarını doğrudan yiyecek kaynağının yönünün
belirtecek şekilde yaparlar. Eğer arılar herhangi bir şekilde
yuvanın kenarlarında veya arka kısmında dans etmeye zorlanırlarsa,
danslarına tekrar yön vererek kaynağın yönünü gösterirler.
|
 |
Şimdi gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Tarifi yapan arılar düşey konumda
dans etmelerine rağmen, bu bilgiyi kullanarak besin aramaya çıkacak olan
arılar yatay düzlemde hareket edeceklerdir. Yani arılara hangi yönde uçmaları
gerektiği konusunda verilecek olan bilginin aslında yatay düzlemde olması
gerekmektedir. Eğer arılar düşey düzleme uygun olarak yapılan bir tarife
göre hareket ediyor olsalardı, dümdüz yukarı uçarak yiyecek aramaları
gerekirdi ki, bu durumda yiyecek bulmaları hiçbir şekilde mümkün olamazdı.
Dawkins kitabında konuya şöyle devam etmektedir:
…Bu yüzden arılar yiyeceğin yerini o yönü işaret ederek ya da oraya dönük
dans ederek belli edemezler. Kovandan yiyeceğe doğru olan uçuş rotasını,
kovanın içinde iken yerçekimine göre belirledikleri (dışarıya çıktıktan
sonra Güneş'e göre belirleyeceklerdir) bir düzlem üstünde gösterirler.
Öteki arılar da dışarı çıktıklarında bu bilgiyi Güneş'e uyarlarlar. Eğer
yiyecek tam Güneş yönündeyse dansçı arı sallantılı düz uçuşunu peteğin
önünde tam dikey pozisyonda yapar. Eğer yiyecek Güneş'in 40 derece batısındaysa,
dikey çizginin 40 derece solunda uçar. Böylece dansçı arı yiyeceğin bulunduğu
yerin açısını Güneş yerine, dikey çizgiye göre gösterir ve karanlık kovanın
içindeki arkadaşlarına Güneş'e çıktıklarında hangi yöne uçacakları konusunda
bilgi verir.
Burada anlatılanların üzerinde durup düşünelim. Arılar karanlıkta ve
farklı bir düzlemde olmasına rağmen yapılan tarifi tam olarak anlamakta
ve hedefi her zaman doğru olarak bulmaktadırlar. Tarifi yapan arının belirlediği
bir dikey çizgiye göre yaptığı hareketler, açı hesaplaması yapmayı bilen
diğer arılar tarafından tam olarak anlaşılmaktadır. Marian Stamp Dawkins
bu durum karşısındaki düşüncelerini şöyle ifade etmektedir:
Arıların bunu (açı hesaplamasını) doğru olarak yapmaları, birbirlerine
gerçekten bilgi aktardıklarının bir göstergesidir.
Görüldüğü gibi tüm arılar açı hesaplaması yapabilmektedir. Bu durumu
Dawkins, arıların birbirlerine bilgi aktarmaları olarak yorumlamıştır.
Ancak burada cevaplanması gereken önemli sorular vardır. Arılar bu hesaplama
yöntemini nasıl keşfetmişlerdir? Güneş'e bakarak, arı gibi bir canlının
yatay-düşey ayrımı yapabilmesi, yaptığı tarife kendi kendine açı ekleyebilmesi
ve bunu her seferinde doğru yapması mümkün müdür? Bundan başka arılar
yorum yapabilme becerisini nasıl elde etmişlerdir? Güneş'i pusula kullanmayı
nasıl öğrenmişlerdir?
Arıların düzlem farkı, açı ölçme, hesap yapma gibi matematiksel işlemleri
kendi kendilerine yapamayacakları çok açık bir gerçektir. Arılardaki tüm
bu yeteneklerin tek nedeni vardır. Arılar üstün bir güç tarafından yönetilmektedirler.
Tüm evrene hükmeden bu güç Allah'a aittir. Allah arılara sahip oldukları
tüm yetenekleri verendir.
 |
Arılar besin kaynağının tarifini dikey düzlemdeki petek üzerinde
yaparlar. Oysa kaynak yandaki resimde görüldüğü gibi yatay düzlemde
yer almaktadır. Buna rağmen arılar yapılan tarifi tam olarak anlar,
gereken açı hesaplamasını yaparak kaynağa ulaşırlar. Arıların
bu şaşırtıcı hesap yeteneklerinin kaynağı Allah'ın onlara ilhamıdır.
| Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir.
O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen
vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.
(Furkan Suresi, 2)
|
|
Arılar Bulutlu Havalarda Nasıl Yön Belirler?
Yiyeceğe doğru uçarken arılar bir yandan da Güneş'i gözlemler. Öncü arının
yaptığı dansta gösterilen yönü ve açıyı kullanabilmeleri için bu gereklidir.
|
Bulutlu havalarda arılar yönlerini bulabilmek
için ultraviyole ışık dalgalarını kullanırlar. Bulut örtüsü çok
yoğun olmadığı sürece bu ışık dalgaları bulutların içerisine işleyebilir.
Arılar da güneşten yayılan bu ışık dalgalarının titreşim yönünü
takip ederek güneşin o anda olması gereken yerini hesaplayabilirler.
|
 |
Arıların yaptıkları işin ne kadar olağanüstü olduğu açıkça ortadadır.
Ancak arılar bununla da kalmayıp daha da olağanüstü bir şey yaparlar.
Hava bulutlu da olsa Güneş'i pusula gibi kullanabilir, bunu da ultraviyole
ışık dalgalarını kullanarak yaparlar. Ultraviyole ışık dalgaları bulut
örtüsü çok yoğun olmadıkça, bulutların içerisine işleyebilecek özelliktedir.
Bu nedenle işçi arılar Güneş'in yönünü belirlemek için bu ışık dalgalarını
kullanırlar. Güneş'ten yayılan doğal ışık polarize olmuştur, yani ışık
dalgalarının titreşiminin yönü, Güneş gökyüzünde hareket ederken düzenli
bir şekilde değişir. Bu polarizasyon şekilleri insanlar tarafından görülemez,
fakat arılar ve diğer birçok canlı tarafından algılanabilir. Güneş'in
görülmemesi ya da gökyüzünün bulutlu olması bu canlılar için bir engel
oluşturmaz. Arılar bulutlara rağmen göğü bir bakıma parsellenmiş gibi
düşünür ve Güneş'in o anda olması gereken yerini hesaplayabilirler.81
Kuşkusuz bu özellik de, Allah'ın üstün tasarımının örneklerinden biridir.
Balarıları da bu sayede yaşamlarını sürdürebilmektedirler.
 Kovandaki
arıların, toplayıcı arıların yaptıkları dansı izledikten sonra
otomatik olarak uçuşa geçmedikleri de tespit edilmiştir. Arılar
dansta verilen bilgileri değerlendirmekte ve harekete geçip geçmemeye
karar vermektedirler.
Bu konuyla ilgili olarak yapılan bir deneyde arı kovanı yakınlarındaki
bir gölün ortasına bir kayık bırakılmış ve içine besin koyulmuş.
Bir süre sonra bu besin, arılar tarafından farkedilmiştir. Arılar
hemen gidip kovandaki arkadaşlarına besinin yönünü ve yerini bildiren
danslarını yapmışlar ama uzun süre dansetmelerine rağmen kimse
onlara itibar etmemiş ve kovandan ayrılmamıştır. Daha sonra kayık
kıyıya çekilmiş. Yine bazı arılar besini bulup geri dönerek dansa
başlamışlar, bu sefer arılar kovandan ayrılarak kayığa doğru
yönelmişlerdir. Bilim adamlarının bu olaydan çıkardıkları sonuç
şöyledir: Arılar çevreyi tanımakta ve orada bir göl olduğunu bilmektedir.
Gölde besin olmayacağı için de arkadaşlarının dansını dikkate
almamışlardır.
James and Carol Gould, The Animal Mind, s.106 |
Arılar Yaptıkları Tarifte Tam İsabet Kaydederler
Arıların, dansçı arıyı seyretmelerinden bir süre sonra kovandan ayrılarak
hedefe yöneldiklerini söylemiştik. Ancak arılar, burada gözardı edilmemesi
gereken çok önemli bir sorunla karşı karşıyadırlar. Arılara verilen tarifteki
açıda, çıkış noktası olarak Güneş alınmıştır. Ancak Güneş sabit bir cisim
değildir. Bilindiği gibi Güneş her 4 dakikada 1 derece yer değiştirir.
Arı eğer sürekli aynı açıyla yol alacak olsa Güneş'in hareketi sebebiyle
hedeflediği yere asla varamayacaktır. Her 4 dakikalık yolda 1 derecelik
bir hata yapacak, uzun mesafelerde ise sapma telafi edilemez boyutlara
ulaşacaktır.
Çok kısa mesafelerde, örneğin 200 metre mesafede bu bir problem olmaz.
Çünkü arının bir dakikada katettiği yol yaklaşık saatte 13 km=dakikada
216 metre kadardır.
Bu durumda akla, "ya hedef 4 dakikadan fazla bir uzaklıkta ise ne
olur?" sorusu gelecektir.
Arıların 10 km çapında bir alanda besin toplayabildiklerini belirtmiştik.
Arı 10 km yol katetmek için yaklaşık 45 dakika uçmak zorundadır.83 Ancak
Güneş 45 dakika içinde yaklaşık 11 derece yer değiştirecektir. Eğer arı
kovana haber veren arının, tarif ettiği açıyla yol alsa Güneş yer değiştirdikçe
yiyecek kaynağından uzaklaşacaktır. Tabi burada hemen kovandan 10 km uzağa
gitmiş olan arının dönerken yine aynı şekilde Güneş'in konumuna göre besin
kaynağının yerini aklında tuttuğunu da belirtmekte fayda vardır. Üstelik
bu arı yüklü olarak geri döneceğinden sürati daha da azdır (9 km/saat).84
Dolayısıyla arı geri dönene kadar Güneş 16.5 derece dönecektir. Bu durumda
arının Güneş'e göre yapacağı tarifin hatalı olması da ihtimal dahilindedir.
Hem dans eden arının yapacağı 16.5 derecelik hata hem de yola çıkanın
11 derecelik yanılgısı birbirine eklendiğinde arının 10 km.lik bir mesafede
yiyecek kaynağından 27.5 derece kadar uzak bir noktaya gitmesi söz konusu
olacaktır. Üstelik toplayıcı arı bu kadar uzağa gittiğinde eğer yiyecek
bulamazsa dönecek gücü de kalmayacaktır. Çünkü arılar gittikleri yerden
daha fazla besinle dönmek için kursaklarına sadece kendilerine bildirilen
uzaklıkta kullanacakları kadar bal alırlar. Bu bal bittiğinde güçleri
de tükenir ve nektara ulaşamadıysalar enerjileri kalmadığı için geri dönemezler.
Ancak durum böyle olmaz. Milyonlarca yıldır arıların yaptıkları tüm tarifler
-Güneş'in dönmesine ve açısının değişmesine rağmen- diğer arılar tarafından
anlaşılmakta ve arılar besin kaynaklarına ulaşmakta zorluk çekmemektedirler.
Bu da bize arıların Güneş'e göre açı hesaplaması yaparken yanılmadıklarını
gösterir. Bu durumu matematiksel olarak ifade etmek gerekirse arılar Güneş'in
her 4 dakikada, 1 derece kaydığını hesaba katmaktadırlar. Yaptıkları bu
hesaplama sonucunda da kaynağın yerini akıllarında doğru olarak tutabilmekte
ve diğerlerine tam olarak tarif etmektedirler. Güneş'e göre açı hesaplaması
yapan diğer arılar da bu tarifi anlamakta ve tarif edilen besin kaynağını
bulmaktadırlar.
Yukarıdaki paragraf dikkatli bir şekilde düşünerek tekrar okunduğunda
aslında arılarla ilgili olarak yapılan bu tarifte bir olağanüstülük olduğu
hemen anlaşılacaktır. Şu anda cümleleri her zamanki gibi alışkanlıkla
değil de teker teker, tarif edilenleri göz önüne getirmeye çalışarak,
akıl, mantık ve vicdan kullanarak düşünmekte fayda vardır. Bugün Güneş'in
kaç dakikada ne kadarlık bir açı değiştirdiğini bile bilen insan sayısı
azdır. Ama balarıları bunu çok iyi bildikleri gibi, dakika hatta saniye
şaşırmadan tam isabetli bir matematiksel hesap yapmaktadırlar. Peki bir
arı, konusunda uzman olmayan bir insanın bile yapamayacağı böyle bir hesaplamayı
kendi iradesiyle yapabilir mi? Elbette yapamaz; bu yetenek arıya Allah
tarafından verilmiştir. Aksini iddia etmek aklın ve mantığın tüm kurallarını
çiğnemek olur. Arıların sözde "evrimsel bir süreç" içinde böyle
bir hesaplamayı kendi kendilerine öğrendiklerini iddia eden bir insan,
arıların yine sözde "evrimsel bir süreç" içinde yüzlerce yıl
sonra günümüzün en tanınmış matematik profesörlerinden daha iyi denklem
çözebileceklerini de iddia etmelidir. Peki bunu iddia eden bir insan olabilir
mi? Tabii ki olamaz; bunu iddia eden insanın akli yeteneklerinden şüphe
etmek kaçınılmazdır.
Arılar Hesaplama Yapmayı Nereden Öğrenmişlerdir?
Buraya kadar anlatılanlarda da görüldüğü gibi arılar çok farklı şekillerde
hesaplamalar yapmakta ve bu hesaplamaları yaparken de Güneş'i kullanmaktadırlar.
Bir böceğin dünyanın ve Güneş'in hareketlerini ve bunların sonuçlarını
kendi kendine bilmesi ve buna göre hareket etmesi hiçbir şekilde mümkün
değildir. Arıların her seferinde bu hesaplamaları tesadüfen tutturmaları
da imkansızdır. Bütün bunlara rağmen -konuyla ilgili tüm bilim adamlarının
da hemfikir oldukları gibi- arılar bu hesaplamayı hatasız bir şekilde
milyonlarca yıldan beri yapmaktadırlar.
Bir insan kaybolduğunda -eğer bu konuda özel bir eğitim almamışsa- yönünü
bulabilmesi için pusula gibi aletlere ihtiyacı olacaktır. Bu kişinin Güneş'in
açısına göre bir hesaplama yaparak yönünü bulması ise neredeyse imkansızdır.
Oysa bir arı Güneş'in hareketine rağmen gördüğü herhangi bir yeri hatasız
bir şekilde kovandaki diğer arılara tarif edebilir.
Arıların bu olağanüstü özellikleri nasıl ortaya çıkmıştır? Arılar bu
hesaplamayı yapmayı nasıl öğrenmişlerdir?
Bu soruların cevapları son derece önemlidir. Öncelikle arıların yön tayin
etme ve bunu başka arılara tarif edebilme yeteneklerine ilk ortaya çıktıkları
andan itibaren sahip olmaları gerekmektedir. Bu, arıların beslenme ve
barınma ihtiyaçlarını giderebilmeleri, dolayısıyla soylarını devam ettirebilmeleri
için mutlaka gerekli olan bir yetenektir.
Bu yeteneğin evrimcilerin iddia ettikleri gibi zaman içinde gerçekleşen
çeşitli değişimlerle ortaya çıkması mümkün değildir. Nitekim evrim teorisini
savunan bilim adamları da arıların dans ile haberleşme yeteneklerinin
nasıl ortaya çıktığı sorusu karşısında oldukça zor durumda kalmaktadırlar.
Örneğin günümüzün tanınmış evrimcilerinden biri olan Richard Dawkins,
arı dansının evrimi ile ilgili olarak kendisine sorulan soru karşısında
açıkça "afallamış"tır. Dawkins'in arıların dansı ile ilgili
sorular karşısında vermeye çalıştığı cevap şöyledir:
"Bir fikir ileri sürmek durumunda… Belki de dans bir çeşit… Tahmin
etmek pek de zor değil… Bunun neden olduğunu kimse bilmiyor, ama bir şekilde
oluyor…
Modern arı dansının daha basit bir başlangıçtan evrimleşmesine dair birtakım
makul dereceli ara aşama bulduk. Size anlattığım hikaye gibi… bu doğru
bir hikaye olmayabilir. Ama buna benzer bir şey mutlaka olmuştur."
Dawkins'in bu soru karşısında verdiği cevaptaki mantık bozukluğundan
da anlaşılacağı gibi arıların dansını tesadüflerle, ara açıklamalarla
ifade etmek ancak hayali bir hikaye olarak anlatılabilir.
Güneş'ten faydalanarak açı hesabı yapmak, tesadüfen elde edilecek bir
yetenek değildir. Ancak arıların dans etmeyi öğrenmeleri veya açı hesaplayabilmeleri
de yeterli değildir; bunun dışında bunları diğerlerine tarif ettiklerinde
onların da bunu anlayabilmeleri gerekmektedir. Bunlar düşünüldüğünde "tesadüf"
gibi bir ihtimalin akla getirilmesinin bile son derece saçma olduğu hemen
görülmektedir. Ne kadar beklenirse beklensin bir canlıda böyle bir hesap
yeteneğinin kendi kendine oluşması kesinlikle mümkün değildir.
Arı, düşünme özelliği olmayan bir canlıdır. Buna rağmen baştan beri belirttiğimiz
gibi, yaptığı her hareket benzersiz bir aklın ve şuurun varlığını gösterir.
Evrenin her noktasında olduğu gibi arılarda da tecelli eden bu akıl ve
şuur herşeyi kusursuz yaratan Allah'a aittir.
ARILARIN GÖZLERİ
Arıların Güneş'ten faydalanabilme özelliklerini fark eden bilim adamları
yön tayinleri konusunda araştırmalar yapmaya başlamışlardır. İlk olarak
arıların göz yapısı incelenmiş ve gözlerinin bu hesaplamaların yapılmasını
sağlayacak bir tasarıma sahip olduğu bulunmuştur.
Arıların çok özel bir göz yapıları vardır. Arı gözlerinde "ommatidia"
adı verilen, 6.900'er adet birbirinden ayrı görme işlemi yapan bölüm vardır.
Bu bölümlerin her biri kendi başına bir göz gibi hareket eder. Bunlar
bir kutudaki kamışlar gibi biraraya toplanmışlardır. Ayrıca her biri dışta
küçük konveks ve şeffaf bir lensle biter.86 Bu lensler de gözün cam gibi
elips biçimindeki dış kabuğunu oluştururlar. Arıların başlarının iki yanında
bulunan birleşik gözlerinin dışında, kafalarının üzerinde de 3 basit gözleri
bulunur. Kafa üzerinde yer alan bölümlerin ışığın şiddetinin ölçülmesi
için kullanıldığı tahmin edilmektedir. Arı gözünün insan gözüne göre iki
üstünlüğü vardır. Bunlar, ultraviyole ışınlarını görme ve daha önce de
belirtildiği gibi ışığın polarizasyonunu ayrıştırmadır.
İşte bu özellikler, arıların Güneş'in yerini ve açısını tespit etmelerini
sağlayan özelliklerdir. Bu sayede arılar, Güneş ilerledikçe kovanda diğer
arılara yapacakları tarifin yönünde düzeltme yaparak hedefin yönünü hatasız
olarak belirleyebilirler.
ÇİÇEK İŞARETLEME YÖNTEMLERİ
Toplayıcı arı kovana geri dönmeden önce besin kaynağına özel bir koku
bulaştırır. Her işçi arının vücudunda istediği zaman kullanabileceği bir
koku kesesi vardır. Bu kese arının sırtında ve vücudunun arka tarafında
içeriye doğru katlanmış bir deri kıvrımından oluşur ve normal zamanlarda
dışarıdan görülmez. Arı istediği zaman bunu dışarı çıkarır ve kesenin
kokusu üzerinde bulunduğu çiçeğe ve çevreye yayılır. Bu koku Melisa çiçeğinin
kokusuna benzer ve insanlar tarafından da kolaylıkla algılanabilir. Arılar
ise kendi kovan arkadaşlarının kokularına karşı fazlasıyla hassastırlar
ve çok uzaklardan bu kokuyu duyabilirler.
Balarılarının çiçekleri işaretlemeleri sayesinde, diğer arılar bir çiçeğin
nektarının daha önce başka arılarca tüketildiğini konar konmaz anlar ve
hemen o çiçeği terk ederler. Bu sayede hem vakit, hem de enerji kaybından
kurtulurlar.
Çiçeklerin Döllenmesi ve Arılar
Çeşitli çiçeklerle dolu bir çayırda bal toplayan arılar bir müddet izlenecek
olursa ilginç bir durum dikkat çekecektir. Arılar her seferde sadece tek
bir çiçek cinsi arasında gidip gelirler. Bir çiçekten diğerine uçarken
başka cins çiçeklere dikkat bile etmezler.
Bazen günlerce aynı tür çiçekleri bu şekilde ziyaret eden arıların bu
davranışları hem kendileri hem de çiçekler açısından faydalıdır. Bu durumu
şöyle açıklayabiliriz. Bir çiçeğe ilk defa konan bir arı o çiçeğin yapısını
tanımadığı zaman ufak bir nektar damlasını bulmak için çok uzun bir süre
uğraşmak zorunda kalabilir. Arı ancak aynı çiçeğe beşinci veya altıncı
kere konduktan sonra sürat ve beceri kazanır ve hedefine kolayca ulaştığı
için zamandan kazanmaya başlar.
Bu durumun çiçekler açısından faydalı olan yönü ise, arıların tek çiçek
türünü tercih etmeleri sayesinde süratli ve güvenilir bir döllenmenin
sağlanıyor olmasıdır. Çünkü bir çiçeğin poleni başka çiçekleri dölleyemez
ve ancak arıların aynı çiçekler arasında yaptıkları turlar sırasında çiçekler
döllenmiş olur. Arılar aynı tür çiçekleri bulmak için kokudan faydalanırlar.
Burada kısaca çiçeklerdeki döllenme olayının nasıl gerçekleştiğine değinmekte
fayda vardır. Bilindiği gibi arılar çiçekleri nektar ve polen toplamak
için ziyaret etmektedirler. Ancak arılar polen toplamaya çalışırken, çiçekler
için hayati önemi olan bir işlevi yerine getirir ve onların döllenmelerine
aracılık etmiş olurlar. Çiçeklerdeki döllenme olayının gerçekleşebilmesi
için çiçeğin dişi tohumunun erkek tohumlarla (polenlerle) birleşmesi gerekir.
Yani çiçeğin bir miktar poleni yapışkan olan başçık üzerine gelerek buradan
dişi tohumla birleşmelidir. Çiçekler genel olarak erkek organlarındaki
polenleri kendi başçıkları üzerine kendileri ulaştıramazlar. Ancak böcekler
sayesinde gerçekleşen birleşme ile döllenme olur ve yeni çiçekleri oluşturacak
tohumlar meydana gelir.
Görüldüğü gibi çiçekler ve arılar arasında çok önemli bir bağlantı vardır.
Her iki canlı da birbirlerini cezbedecek şekilde Allah tarafından tasarlanmışlardır.
Örneğin böcekler tarafından döllenmesi gereken çiçekler, böcekleri kendilerine
çekecek nektarları salgılarlar ki gerçekte arıları çeken bu nektarlardır.
Ayrıca çiçekler kokuları veya canlı renkleriyle de böceklerin dikkatini
çekerler.
Arılar ve çiçekler arasındaki bu ilişki insanlar açısından da son derece
önemlidir. Çünkü arıcılığın tarımsal önemi çok büyüktür. Birçok meyve
ağacı ve çiçek büyük ölçüde arılar aracılığı ile döllenir. Bu nedenle
kimi uzmanlar arıların bu konudaki desteğini, bal üretiminden daha önemli
bir katkı olarak değerlendirirler. Bu bilgiler düşünüldüğünde akla hemen
Nahl Suresi'ndeki balarısı ile ilgili ayetler gelmektedir. Allah bu ayetlerde
arıların tüm meyvelerden yemelerine dikkat çekmiştir:
Rabbin bal arısına vahyetti:
Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda
kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana
kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde
şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen
bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)
Bu arada şunu da belirtmek gerekir ki, arılardan başka böcekler de çiçekleri
döllerler. Fakat arılar hem sayılarının çokluğu, hem çalışkanlıkları ve
hem de vücut yapılarının uygunluğu yüzünden poleni, diğer böceklere oranla
daha fazla miktarlarda taşırlar. Tarımın büyük bölümü arıların yaptıkları
tozlaşmaya bağlıdır. Böcekle tozlaşmanın % 80'i balarılarının görevidir.
Bu tozlaşma olmasa, meyve ve sebze üretiminden elde edilen verimde önemli
bir düşüş kaydedilirdi.
Çiçekler ve Arılar Arasındaki Uyum
Çiçeklerin döllenmesinde son derece önemli bir role sahip olan arıların
dölleyemedikleri çiçekler de vardır. Örneğin arılar kırmızıyı algılayamadıkları
için bu renge sahip olan çiçekleri dölleyemezler. Defne, kırmızı karanfil,
yabani keten gibi içinde başka renk barındırmayan kırmızı renkli bazı
bitkiler başka böcekler tarafından döllenirler. Bu çiçek türlerinin renklerinin
dışında arılar tarafından döllenmelerini engelleyen başka bir ilginç özellikleri
daha vardır. Bu çiçeklerin nektarları çiçeğin oldukça derinlerindeki bölgelerde
bulunur. Bu çiçekleri döllemek isteyen böceklerin çiçeğin iç kısımlarındaki
bu bölgeye ulaşabilmeleri için özel organlara sahip olması gerekmektedir.
Böceklerin aynı zamanda kırmızı rengi algılamaları gerektiği de unutulmamalıdır.
Yani bu bitkileri dölleyecek böceklerin her iki özelliğe de aynı anda
sahip olması gerekmektedir; çiçeklerin derinliklerine ulaşacak özel bir
organ ve kırmızıyı görebilecekleri gözler. Gerçekten de doğada kırmızıyı
renk olarak algılayan sadece iki böcek türü vardır: Eşek arıları ve gündüz
kelebekleri ve üstelik bu böceklerin her ikisinin de derinlerdeki nektarlara
ulaşabilecekleri uzun hortumları vardır.
Böyle bir uyumu tesadüflerle açıklamaya çalışmak elbette ki anlamsız
olacaktır. Hiçbir tesadüf iki farklı türdeki canlıya, birbirlerine tam
uyumlu olacak şekilde fiziksel özellikler kazandıramaz. Bu uyum her iki
canlının da tek bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını kanıtlar. Bütün
canlıların denetimi elinde olan Allah her iki canlıyı da birbirine uyumlu
yaratmıştır
|